"Ölüm, yalnız inançlı kimseler için korkutucudur yavrum; cennet ile cehennem arasındadır onlar, hangisine gideceklerini bilmezler ve bu onları kederli kılar. Bana gelince, hiçbir umut beslemediğimden, ölümden sonra, hayatımda öncekine göre daha fazla bir mutsuzluk ummuyorum; doğanın koynunda rahatça uyuyacağımı sanıyorum; kederim de pişmanlığım da olmayacak, acım da kaygım da olmayacak. Yasemin beşiğimin altına gömecekler beni, orada uyuyacağım Florville ve çürüyen bedenimden dağılan zerreler bütün çiçekleri, en sevdiğim çiçekleri besleyecek; bak..." diye sürdürdü konuşmasını, bir demet çiçeği yanaklarına sürerek, "gelecek yıl bunlara eski dostunun ruhunu da koklayacaksın; ruhum bu kokuyla birlikte beyninin kıvrımlarına, liflerine dolanarak sana güzel şeyler düşündürecek, beni düşündürecek."
Neye yarar roman?
Sade şöyle diyor bu konuda "Neye mi yarar? Bu soruyu yönelten iki yüzlü, sapık kişileri türlü yönleriyle anlatmaya; onların ıcığını cıcığını çıkarmaya." Bu sözü boşuna söylemiyor Sade. O, dramatik sanatta iki kaynak görmektedir: acıma ve zulüm. Romanın ayırıcı niteliğini bu iki temel insanî yönsemede bulmak istiyor. Böylece kendi felsefesi ile anlatımı arasında bir tutarlılık kurmak istiyor...
...Bu yüzden örfler ve âdetler insanda ikinci bir tutum meydana getirmektedir, sahte bir davranış bütününün yapılaşmasına sebep olmaktadır. Romancı ise bu kabukların altını merak etmelidir. İnsanların maskelerini indirerek incelemelidir.
"Ne olursa olsun." dedi Korkuluk, "ben kalp değil beyin istemeliyim; çünkü aptal biri kalbi olsa bile onunla ne yapacağını bilemez."
"Ben kalp almalıyım," diye karşılık verdi Teneke Adam, "çünkü beyin insanı mutlu etmez, oysa mutluluk dünyadaki en güzel şeydir."