“Kültür insanın okuduklarını unuttuktan sonra kalan şeydir,” diye bir cümle okudum gçenlerde…
Bu cümlenin içine ilk düştüğümde tuhaf bir ferahlık dolaştı içimde. 🙈
Çünkü ben hep okuduklarım aklımdan uçup gidiyor diye üzülürdüm. Bir kitabı kapatınca karakterlerin sesleri azalıyor, cümleler silikleşiyor, sayfalar karanlık bir sokağa karışıp gidiyordu zamanla aklımda.
Sanki bende bir eksiklik varmış gibi…
Sonra fark ettim ki mesele zaten o değilmiş. Kitap dediğin şey hafızaya kazınmak için değil, insanın içine sızmak için varmış. Meğer unuttuğumu sandığım ne varsa, aslında içimde başka bir yere yerleşiyormuş…
Bir kelimenin rengi oluyor, bir bakışın buğusu oluyor, bir cümlenin sessizce kurduğu dirayet oluyormuş aslında bende.
Ve insan; ansızın, bir sohbetin arasında ya da bir akşam kahvesinin kokusunda, o okuduklarının ruhuna değdiğini hissedince anlıyormuş “unuttuğunu sandığı” şeylerin hâlâ aklının biryerlerinde yaşadığını.
Belki de kültür dediğimiz şey tam olarak budur: Hafızanın gücü değil, ruhun işçiliği. Kapanmış kitapların bziim içerimizde açtığı küçük pencereler var.
Ve ben şimdi biliyorum… Okuduklarımı unutmak değil mesele, bir yerlerde bende iz bırakıp bırakmadıkları önemli olan.
Ben izlerin peşindeyim okurken aslında. Okul öncesi kitaplar, gençlik serileri, dergiler , klasikler, romanlar … hepsini okuyor inceliyorum .
Ve artık zamanla unutuyorum okuduğum kitapları diye üzülmüyorum . Çünkü insanı insan yapan şey, hatırladıkları değil; unuttuklarından geriye kalanlar diyorum ben de artık. ☺️ sevgiyle kalın… Vesselam… ✍️