Babam bana hiç meyva almazdı, amcamla kocam da ne istediğimi hiç sormadan alırlardı. Açıkçası, ben de mandalinayı mı, portakalı mı tercih ettiğimi hiç düşünmemiştim
Caddeyi tümüyle kaplayan bu insan selinden şaşkına dönmüştüm; ama kendilerini de başkalarını da göremeyen kör yaratıklar gibi hareket etmeleri beni daha da şaşırttı. Birden kendimin de onlardan biri olduğumu kavraymca, hayretler içinde kaldım
"Yurtseverlik" sözcüğünü her andıklarında, aslında Allah'tan korkmadıklarını, kafalarındaki yurtseverlik kavramının yoksulun, zenginin toprağım, onların kendi topraklarım savunmak için ölmesi gerektiği anlamına geldiğini hemen anlardım,çünkü yoksulun toprağı yoktu
Dünyaya kötülük tohumları eken, halklarını talan eden erkeklerdi bunlar; kalın sesli, ikna yeteneğine sahip, tatlı sözler seçip söyleyen, zehirli oklar atan erkeklerdi. Gerçek yüzleri, ancak ölümlerinden sonra ortaya çıkıyordu. Böylece tarihin aptalca bir inatçılıkla kendini tekrarladığını keşfettim.
Bir gece Vafeya, "Hiç âşık oldun mu Firdevs?" diye sordu.
"Hayır Vafeya, hiç âşık olmadım," yanıtını verdim.
Bana şaşkınlıkla baktı ve "Ne tuhaf!" dedi.
"Neden tuhaf buldun?" diye sordum.
"Bakışlarında âşık olduğunu söyleyen bir şey var."
"İnsanın bakışlarında aşkı ele veren ne olabilir ki?"
Başını sallayıp, "Bilmiyorum," dedi. "Fakat özellikle senin,
aşksız yaşayamayacak biri olduğunu hissediyorum."
"Ama ben aşksız yaşıyorum."
"O halde yaşamın bir yalan; ya da hiç yaşamıyorsun."