Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çevremizde, enerjileri ile bizi dirilten ve sayelerinde kendimizi iyi hissettiğimiz arkadaşlarımız vardır. Ama bu kişilerin yanı sıra, birlikteyken bunaldığımız, mutsuz hissettiğimiz ve bütün enerjimizi çeken insanlar da vardır. Sebebi basit. Yaşadığımız her gün ve olayda, insanlarla olan ilişkilerimizdeki duygular birbirine iletilir.
Kitabın ilk sayfalarına adapte olamadım ama ilerledikçe öyle cümlelerle karşılaştım ki, içime yerleşti. Altını çizdiğim yerleri tekrar tekrar okuyacağımı biliyorum.
En sevdiğim bölüm şöyleydi:
“Yalnızlığı düşündüğümde aklıma bir inek geliyor… Yavaşlar, huzurlular, aceleleri yok.” ve ben bu satırları okuduğumda inek olmak istedim.
Bu benzetme hem gülümsetti hem de düşündürdü.
Belki hepimiz, bu hayatta bir miktar “ineklik” istiyoruz. Sessizlik, huzur, kimseye yetişme zorunluluğu olmadan sadece var olabilmeyi…
Fournier’nin yalnızlığı, hem seçilmiş hem de özlenen bir şey. Hem kalmak istiyor orada, hem de bir ses arıyor. Bu gelgitler bana çok tanıdık geldi. Belki o yüzden bu kitap kendime tuttuğum bir ayna gibi oldu.
Kısa, sarsıcı ve çok sahici bir anlatım.
Yalnız olduğunu düşünen herkes okumalı.
Çünkü tek yalnız sen değilsin.