Hüseyin Kıran 'ı ilk kez okurken ve kitabını bitirdikten sonra düşündüklerim: bu dil, verdiği yapay hisle, anlattığı karakterinin büyüklenmeci kişiliğine uyumlu görünüyor, ama en azından kendi adıma okumayı daha etkileyici yaptığını söylemek zor. Yazar bunu bilerek, kasıtlı olarak yaparak bu çekilmez karakterin bir devlete dönüşmesi sürecini bu kuru üslubuyla kuruyor diye düşüneceksek, o zaman kitabın hedefine ulaştığını söylemek mümkün. Hiç alâkası olmasa da aklıma Anayurt oteli kitabını okurken bunalım geçirdiğim geldi, seneler önce.
Hüseyin Kıran hakkında daha doğru bir karara varmak için yazarın başka eserlerini okumak gerekiyor belli ki, ama bunu yapacak istek şu anda bende yok. Kitap okumaya duyduğum sevginin kuruduğunu hissediyorum, ilginç bir şekilde şiir okumaya devam ediyorum. Polisiye okumaya ağırlık vererek bir şeylere fena zarar verdiğimi düşünmeden de edemiyorum. Öte yandan pandemi sonrası hiç bir şey eskisi gibi değil. Belki de buralarda çok uzun zamandır kalmanın verdiği bir histir bu, bir yorgunluk, bir bezmişlik, ne olacaksa olsun diyecek bir boşvermişlik... Çok yorgunum, çok daha yorgunum, ve daha az seviyorum, daha az seviyorum bunu. Hatırşinas'ta oturmuş, yolun dibine çıkardığım sandalye ve küçük masa ile çay içmeyi bekliyorum. Bir kaç şiir okudum. Şairin dünyasına uğradım çıktım. Kedilerim yanı başımda bekliyor. Yemek de verdim oysa. Hepimizde bu bezmişlik almış başını yürümüş.. bu yaşamak, nereye kadar?
İşte Hüseyin Kıran'ın kitabı bunları düşündürdü bana. Düşündüm ve yazdım..