Hüseyin Kıran

Hüseyin Kıran

Yazar
7.2/10
93 Kişi
·
255
Okunma
·
20
Beğeni
·
1497
Gösterim
Adı:
Hüseyin Kıran
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Amasya, Türkiye, 1965
1965'te Amasya'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladı. Üniversiteyi politik nedenlerle bırakmak zorunda kaldı. Yine aynı nedenlerle 10 yıl cezaevinde kaldı.
2004'te şiir ile edebiyata başladı. Daha çok Resul romanıyla tanındı. İstanbul Telif Ofisi ve Gümüşlük Akademisi'nin verdiği Edebiyat Bursu'nu alan ilk kişi oldu. Evli ve bir çocuk babası olan Kıran halen İstanbul'da yaşıyor.
Hayatla aramıza kelime denen bazı aracı nesneler girmiştir. Ayrıca kelimeleri kullanarak insanların birbirini kullandığı müşahede edilmiştir. Kelimeleri kullanmayı bilmeyen hayvanların birbirini ezmesi, yönetmesi, kendi çıkarı için diğer hayvanlara işkence etmesi , öldürmesinin hiç gözlemlenmesi ister istemez akla suçlunun kelimelerinin kendisi olduğunu getirmektedir.
Sevgili baykuşla birlikte, işlerin iyiye gitmeyeceğini, ümidin yalan olduğunu, her şeyin büyük ve yetişkin bir felaketle sonuçlanacağını bildirmekti uğursuz görevim.
Ey uykusuzluk!
Ey insan karanlığını ağ gibi dokuyan şey!
Ey yekvücut olanların tedirginliği, birbirine sokulan.
Ey kağnıya binenler, buğday yıkayanlar! Vakur sigaralar, benzin bidonları, ilaç kutuları bulunduranlar.
Ey ki gidilecek yere zaten gelmişler.
Kendimi size veriyorum. Rüyalardan taşan ırmak olarak.
Evinizin geniş odasıyım ben. Yerdeyim. Şaşkınlığa yerleştim. Kumarbazlar arasında, şimdide, anda, gelecekte, burada, geçtim geçilebilecek her yerden ve geçilecek yerlerden geliyorum. Ve öldüm, yeniden bileniyorum. Biliniyorum.
Karyolası gıcırdayan, ocağı tüten evleri özledim. Hamur tatlısını, hurmaya gösterilen hürmeti, samanla karılmış çamuru ve sönmüş kireci özledim. Kiremit yapmayı bilenler beni bilmez. Olta atan balık boğanlar, sıkıcı ırmak kıyıları, kolonya koklayanlar ve ey karaca, ey sülün, ey uçucu şey, insandan insana gezen ve ey bakırlara dadanan mikrop, ey kitapsız yeryüzünün bulutsu huzuru, ey ki bahçeye gömülü ceset,
ölmedeki zorluğu biliyorum.
Çürüyorum.
Ey bir şeyler çiğnenen, ey lüzumlu sözler, saplandınız.
Uyuşukluğa ve namaz kılmaya varım, tamahsızım.
Size vereyim kâbus bitkilerini ve küfrü, caymazlığı, seçişi, sıçrayışı, çan sesini.
Gömülüş, bitiş ve başlayış oluyorum.
Ve sandukasında rahatsız edilen,
ey çaputların dileme gücü,
yakılan üzerliklerden yayılan tatlımsı koku, usta yavaşlık, beni al!
İstekliler, demir bileme makineleri, şemsiye altlarının duruluğu, ey yağmurdan ve güneşten, ey ki sığınılan kuytuluk.

Biz insan olmaktan yapılmışız, yazık!
Ah bilemiyoruz, bitmek istiyoruz, bitemiyoruz,
duramıyoruz, artık duramıyoruz, yürüyemiyoruz, yön yok,
'gidilecek yer yok zaten, oradan geliyoruz,'
böyle kumlu kusurluyuz,
huzursuzluğu buluyoruz,

yaşayamıyoruz,
ölemiyoruz...
Hüseyin Kıran
Sayfa 107 - Ayrıntı Yayınları - Birinci Basım 2013
96 syf.
·2 günde·Puan vermedi
“En büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar.”

(Cioran)

Benim için zor bir kitap oldu Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor. Ayfer Tunç bir radyo programında anlatmıştı. Suzan Defter ilk yayımlandığında birçok kişi kitabın yanlış basıldığını düşünerek kitabı yayınevine geri getirmiş. Hatta İlhan Berk, Suzan Defter dergide ilk çıktığında Ayfer Tunç’u arayıp öykünün yanlış basıldığıyla ilgili bilgi vermiş. Ayfer Tunç’un uyarısıyla kitabın yazım tarzının bir edebiyat oyunu olduğunu anlayıp yüzü kızarmış. (Bilen bilir, Suzan Defter’in bir sayfasında erkeğin günlüğü, karşı sayfasında ise kadının günlüğü bulunur. Kitap böyle akıp gider.)

Ben de ilk etapta Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor’u yanlış basılmış herhalde diye bırakmaya niyetlendim. Taa ki kitabın başında “Yazarın özgün dili bu eserde korunmuştur.” uyarısını görene dek. Biraz geç fark ettim, ama ettim.

Yazar, eserinde çok farklı bir dil kurmuş. Biraz delimsi diyebileceğimiz Yakup kendine özgü, bilinç akışı tekniğine uygun bir dille konuşuyor. Kitapta bazen üçüncü tekil şahıs anlayışa bazen de birinci tekil şahıs anlayışa geçildiği için metni anlamak gittikçe zorlaşıyor. Yazarın da bu konuda başarılı olduğunu söyleyemem.

Eserin içeriğini ise Yakup adlı sıradan bir devlet görevlisinin bir dağ halkına kralın mektubunu götürmesi oluşturuyor. Yakup bir süre sonra gittiği yerde tek iktidar olmak için girişimlerde bulunuyor. Arzuları gerçekleşmeyince de deliliği ön plana çıkmaya başlıyor. Devletin mazlum bir kuluyken zamanla halkı üzerinde bir despota dönüşüyor. Halkının terk etmesiyle de boşluğa düşüp yok oluyor.

Son zamanlarda böylesi zorlandığım kitaplardan biri Bin Hüzünlü Haz’dı. Bir anlık gaflete düşüp yoğun bir zamanımda okumuştum. Bu da ikinci kitap oldu. Başka okurların da kitabın ağırlığını bilip öyle okumaları faydalı olur. Özellikle sakin bir kafayla…
112 syf.
·1 günde·5/10
Ayrıntı yayınlarından zamanında topluca yaptığım alışverişten kalma, senelerdir bekleyen kitaplardan biriydi. Okuduğum tarihi/siyasi kitaptan sıyrılıp ufak bir nefes alıp, elimde bekleyen kitaplardan birini daha bitirmenin vereceği vicdani rahatlama duygusu için bir anlık gazla okumuş bulundum. Okudum ama ne okudum?
Cinayet var, tamam,
Tecavüz var, tamam,
Toplumun dışladığı insan var, tamam,
Sapık ve kötü insanlar var, tamam...
Böylece yeraltı edebiyatı için gerekli koşullar oluşmuş mu oluyor? Yeraltı edebiyatı salt duymak istemediğimiz, bilmek istemediğimiz gerçeklerin anlatımı mıdır sadece? Bir fikir, bir düşünce, bir konu, bir sonuç ya da ne bileyim bir şeyler anlatırken bir şeyler söylemez mi hiç?

Kitap bittiğinde bende hiçbir şey kalmadı. Arka kapağı tekrar okuyup değerlendirdiğimde: şiirsel bir anlatım göremedim. Anlam ilk elde açık edilmediği gibi kitap bittiğinde de açık edilmiyor. Ya da muhtemelen ben göremedim. Çarpıcı bir roman mı? Benim için kesinlikle değildi.

Velhasıl alangerli, karmaşık anlatımları seven, çağrışım ve sembole meraklı, kendini açık etmeyen kitapları çözmeyi seven bir okur kardeşimiz ola ki okuyup mevzuyu çözerse lütfen beni de bilgilendirsin.

Keyifli okumalar dilerim...
141 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Zorlu bir serüvendi... Bazı anlar okuma gücünü kendimde bulamadığımı bile hissettim.
İlk defa okuduğum Hüseyin Kıran, gözlerimi cümlelerinin üzerine, zihnimi anlattıklarına mıhladı. Hayatımda okuduğum en sert kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim.
Kitaba adını veren yazar-kahraman Resul'ün yaşadıkları, zihni, düşünce biçimi, hayal ve gerçeğin iç içe geçtiği kuşatılmışlık ve sorgulama hali beni hayran bıraktı. Şu an üzerine çok fazla yazacak gücüm yok çünkü kitap beni benden etti birazcık... Fakat böyle bir eser yaratılabildiği için, Hüseyin Kıran, varoluş bilinçliliğinin verdiği sonsuz umutsuzluğun farkındalığını söze dökebildiği için çok mesudum...
112 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Gecedegiden'i Hüseyin Kıran'a imzalaması için uzattığımda, okudun mu, çok karanlık bir kitap değil mi, diye sormuştu.
Gerçekten çok karanlık, huzursuz edici bir kitap.Kitabın kahramanı da kitap kadar karanlık.
Çok sıra dışı, ayrıksı, alegorik,şiddet yüklü, okuru zorlayan, okurdan felsefi bir alt yapı talep eden bir metin Gecedegiden.
Yaptığım okuma Gecegiden'e bir giriş okuması oldu sadece.Bir süre sonra ikinci kez okumak üzere vedalaştım Gecegiden'le.
96 syf.
·3 günde·8/10
Hüseyin KIRAN – Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor

Hüseyin Kıran, uzak zamanlarda ve uzak ülkelerin birinde bir ceza memurunun Efendiler’ince elçi olarak yetkilendirilerek bilmediği yollara, bilmediği dünyalara düşmesini anlatıyor Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor’da. Küçük adamdan nasıl kolaylıkla bir “büyük adam” çıktığına, fermanı götüreceği yeri bile bilmeyen Elçi Yakup’un kişiliğindeki ve dilindeki değişime, gücü tanımayanın onu ele geçirdiğinde dönüştüğü muktedire yol arkadaşlığı ettiriyor. Karanlık artarak birikiyor dağ yolunda, düz ovada, surların içinde, surların ardında... Karanlık ete kemiğe bürünüp yanımıza kuruluyor. Anlatılanlar uzak zamanlar, uzak ülkeler olmaktan çıkıyor.

Hüseyin Kıran’dan alegoriden kurduğu dünyayla gerçekliğe kafa tutan, kullandığı dille hem mevcudu güçlendiren hem de yenisini “icat eden” çarpıcı bir metin daha. (Tanıtım Bülteni)

İktidarın kendine bir vazife vermesiyle kendini iktidar sanmaya başlayan, ne olduğunu unutup, yola çıkan ve kendi iktidarını yaratmaya çalışan Yakup'un hikayesi. İsim zaten bunun için seçilmiştir. Yakup; Sonra gelen, yerine geçen anlamındadır.

Yakup, devlet himayesinde çalışan bir memur iken elçilik görevi verilir ve yola çıkar. Fakat yolda durumlar değişir ve iktidar olma hevesinin içinde bulur kendisini. Ayrıca Yakup, tek ve kimsesiz bir adamdır. Yani içindeki sese daha hızlı kapılır..

Herkes kendi iktidarını taşır içinde ve o iktidarın içinden çıkması için an kollar. Yakup, bu duruma düşmüştür. Aklın iktidarı vicdanınkinden ağır basmış durumda olunca sorun hızla büyümüştür ve bunu çok usta bir dille verir okuyucuya...

İmlanın yok sayıldığı bir dil kullanıyor, Hüseyin KIRAN..

Romanın özü insan.. Elinde ne tür bir silah olursa olsun o silahı kullanan insandır.. O silaha şekli insan verir..

Roman insanı iyilik ve kötülük üzerine düşünmeye itiyor..

“Eksik olan elbette tamamlanacaktır. Eksik olanı tamamlayacak olan, kendisi tamam olandır. Eksiksiz tespit, ancak tamam’ı bilmekle mümkün. Yürüdüm.”

“...adım atmaya gayret ederek ilerlerdim diyemedim ilerlemek için belli bir yere ulaşmaya çalışmak gerekir belli bir amacın yoksa yürümek ilerlemek anlamına gelmez sadece kımıldanmak olabilir anlamına gelir etraf geniş ve uçsuz ufukta bir nokta seçtim belirdi..”

Herkese keyifli okumalar kitap sever güzel insanlar..
141 syf.
·3 günde·9/10
Hüseyin KIRAN – Resul

Uzun süredir kitaplığımdaydı. Bir kaç defa okumak için hamle yaptıysam da vazgeçip başka dünyalara daldım. Sonra bir anda kendimi “Resul” okurken buldum ve bir solukta bitirdim.

Karakter analizleri oldukça sağlam betimlenmiş fakat hep eksik bırakılmış yerleri var. En net anlatılan şey karakterlere yapılan işkence. Çıldırmanın eşiğine geldim.

Beden ve bilincin keskin savaşı. Şizofrenik bir durum. Kendi bedeni hapishanesi olmuş. Fakat bunu o kadar derin anlatıyor ki Resul, kitlenip kalıyorsunuz. Galiba çok doğru zamanda okudum..

“Hiç tartışmadan bilmeden ölçmeden yaşamalı. Bir beden olarak. O zaman acı da olmayacak. Sadece yaşamak olacak. Acıyı ise karıştırmamalı, ya da eğer bilinci susturamıyorsak gövdenin yaşaması bastırılmalı; salt bilinç olarak kalmalı. Bilinç bedenden, beden bilinçten haberli olduğu sürece, birbirleri hakkında bildikleri, düşündükleri, eleştirebildikleri doğru buldukları yanlış buldukları değişmek ve değiştirmek istedikleri dışladıkları ve benimsedikleri olduğu sürece yaşamak zor.”

Resul'un bilincinin silindiği kısımlar gerçekten de efsunlu bir dille anlatılmıştı.

Okurken ve okuduktan sonra "Bu neydi şimdi" diye düşünmek istiyorsanız bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Herkesin kendi gerçekliği ile yüzleşebileceği bir kitap. Tabi yüzleşmeye hazır iseniz..

Unutmamak lazım; “Uzaklaşmak için attığın adımlar gelip gelip sana dayanır. “

Herkese keyifli okumalar kitapsever güzel insanlar.
96 syf.
·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
Hüseyin Kıran'ın Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor kitabı, okuyucusunda da bolca soru işareti biriktiriyor.İktidar sahiplerini ve iktidar sahiplerinin iktidarı kullanmasındaki keyfiliği ve muktedire tapınmayı masalsı bir dünyanın içinde anlatıyor.Kullandığı dil, ne kadar farklı olsa da ( bol tekrarlı, sıfatlı, katmanlı) anlattıkları çok tanıdık.Kısacası küçük bir memurken elçi olarak yola çıkan Yakup'un yolculuğu boyunca değişimine tanık oluyoruz.Kayıtsız şartsız, efendilerinin emirlerini yerine getirmek için yola çıkan elçi Yakup, o güne dek kendine dayatılmış olan anlayışa uygun olarak efendiye dönüşmeye çalışır.Oysa özgürlüğü de seçebilirdi.Kitabın konusu kadar,kullandığı dilin farklılığı da göze çarpıyor.Muktedire tapınma, sorgulamadan kabullenme Hüseyin Kıran'ın dili kullanmadaki ustalığıyla o kadar etkili bir şekilde verilmiş ki...Ezilenken, ezen olmak, olmaya çalışmak ne büyük bir çelişki.İnsanın doğası elbette.Ben çok beğendim, Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor'u.Yazarla geç bir tanışma oldu benim için.
Tadımlık...
"Dağ yolunda karanlık birikiyor! Fakat böyle söyleyince yanlış anlamalara mahal verip vermediğimi kestiremiyorum. Siz, efendilerim, evet dağ yolundayım; fakat önüm aydınlık değildir.Daha önceki yazdığım bulunduğum raporumu henüz elinize ulaştırmayı başaramadım-gerçi bir elçi marifetiyle bunu yapmaktan aciz değilim.Ve fakat bu iş için henüz uygun bir aday bulamamaktayım, bakınıyorum.Bu aday elçinin elbette siz yüce efendilerimin huzuruna çıkacak biçimde tarafımdan donatılması lazım gelmektedir.Öyle ki siz efendilerim size gönderdiğim elçiden etkilenmeli değilseniz bile, şu var ki, huzura kabul edildiğinde bu saygı değer elçi, siz yüce efendilerimin irade, istek ve emirlerini taşıyan bendenizin irade, istek ve emirlerini size layıkıyla iletebilmelidir."syf 53
112 syf.
·Beğendi·9/10
Hüseyin Kıran'la ilk defa tanışmış bulundum Resul' le. Faulkner gibi bilinç akışı tekniğini çok iyi kullanmış. Akıcı ve yer yer ikileme, yansıma sözcüklerini kullandığını görürüz. Resul varoluşçuluk ve hiçcilik arasındaki keskin bir çizgidir. Zaman ve mekanın karıştığı bazen anlatıcıyı bulmaya çalıştığımız Hüseyin Kıran' ın ilk romanıdır. Resul Varolmanın sancılarını içinde yaşarken de bizi de yalnızlığımızın içerisine atarak - dipnot: resul' un deyişiyle bu yalnızlık ölüm değildir - özneyi, maddeyi sorgulattırır durur. Sorgulattırırkende de bakarız ki hep başkalarına bağlı, duvarları olan bir benle karşı karşıya kalırız yani yine Resul e çıkarız.
96 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Hiç kuşkusuz bu bir kitap incelemesi değildir. Kitap incelemesi sanki bir yandan Tâlim ve Terbiye Kurulu resmiyeti veya edebiyat eleştirmenliği tarzı bir uzmanlık alanını çağrıştırıyor, öte yandan lise öğrencilerinin performans ödevi veya kitap özetini… Benimki olsa olsa kitabı okuduktan sonra anlam(lar) çıkarıp, kendime göre değerlendirmem, yorumumdur.

Roman mevzûu insan olunca içerikte ona âit bütün teferruat, hal ve hareket mevcut, iktidar; ona ilişkin her türlü necâset, âcizlik, yerine düşünme, bilme… Minik bir araştırmayla kitapla ilgili bir sürü uzman tahlili bulunup okunabilir, yazar burada ne demek istemiş bâbında.

Nazarıdikkati çekmek istediğime gelince: Ferhan Şensoy’un “Dili bozarak düzeltiyorum” meâlinde bir sözü vardı. Ehl-i kalem dili bozarak düzeltebileceği gibi, felsefeden Arnavut ciğerine, edebiyattan deve güreşine kadar her işte ehil olmak merâkı olanlar da pekâlâ dili düzelterek bozabilirler.

Dolayısıyla, eserin dili için yeni, deneysel gibi şeyler söylenebilir, söylendiği gibi de öylece orada durabilir çünkü zurnanın zırt dediği yer de tam burasıdır: Roman, her mecrâda gürül gürül üstümüze abanmakta olan işbu her işte ehil olma meraklısı gürûh-ı cühelânın hilkat garîbesi dili ve hâlinin “olduğu gibi” görünümlü muhteşem bir edebî mâlûmu îlâmı.

Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor nitelikli bir ehl-i kalem eseri. Müthiş üslûbunun benim “küçük dağlarımda” yarattığı huşû içinde her sözcüğün, cümlenin zevkine vararak; Yakup’la birlikte halden hâle girerek, ekseriya tebessümle, yer yer kendimi kahkahadan kırılırken bularak, keyifle okudum… Sorulursa başyapıt!

Yazarın biyografisi

Adı:
Hüseyin Kıran
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Amasya, Türkiye, 1965
1965'te Amasya'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladı. Üniversiteyi politik nedenlerle bırakmak zorunda kaldı. Yine aynı nedenlerle 10 yıl cezaevinde kaldı.
2004'te şiir ile edebiyata başladı. Daha çok Resul romanıyla tanındı. İstanbul Telif Ofisi ve Gümüşlük Akademisi'nin verdiği Edebiyat Bursu'nu alan ilk kişi oldu. Evli ve bir çocuk babası olan Kıran halen İstanbul'da yaşıyor.

Yazar istatistikleri

  • 20 okur beğendi.
  • 255 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 122 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.