Funda Özsoy Erdoğan, kendisinin ve bir çok okurun bilmediği üzere, aslında ülkemizin en iyi yazarlarından biri. Tahakküm, Sana Yazdığım Bir Mektup Olsaydın, Öğrenilmiş Çaresizlik gibi başyapıt ve onun civarında dolaşan eserleriyle Funda Özsoy Erdoğan, kesinlikle daha çok tanınmalı, daha çok okunmalı.
yazarın ilk hikâye kitabı olan Gülümsemeyi Unutma, kusurlu bir başyapıt diyebiliriz. Aslında yazarın bütün hikâye ve romanlarını okumuş bir okur olarak Funda Özsoy Erdoğan'ın birbirinin aynı ya da benzer hikâyeleri birbirine kararak çok sesli anlatımını çoğaltığını ve son eseri ve başyapıtı Tahakküm'de ise bu çok sesli anlatımın bir koroya dönüştüğünü söyleyebilirim.
Bu eserlerde geçmişe bakan, geçmişi düşünen, geçmişin bitmediğini, sürdüğünü hem hisseden hem de onu bilen karakterleri ve kişileri aracılığıyla sonu gelmeyen hesaplaşmaların yaşandığını söyleyebiliriz: insan, hatırlar. İnsan, yaşar. "hayat, akar". Ve bu akış içerisinde geriye dönüşlerimiz, başaramamışlıklarımız, kaybettiklerimiz, direnişlerimiz, var olma ve anlama çabalarımız ve gayretlerimiz birbirine dolana dolana anlatılır. Anne, her şeyin kaynağı gibidir neredeyse.
Yazar hikâyelerini iç seslerle, farklı iç seslerin italik ya da italik olmayan fontlarla konuşması, ara metinlerle konuşturarak sürdürür. Anlar değildir yazar için önemli olan; hayat anlarla örülüdür, kimileri daha önemli ve baskın karakterli anlar olsa da hikâyeler hayat özetleri gibi iç sesleri dış seslere katarak, metinleri bölerek, çoğaltarak; bir çok kişinin hikâyesinin beraber yürüdüğü anlatılardır bunlar. Aslında bütün hikâyelerde ve romanı Tahakküm'de aynı şeyi görebiliriz: bunca ses, bunca hatırlama, bunca geriye bakış, anneye, köke dönüşü böylesine tekrar tekrar anlatabilen ama bir türlü eskimeyen, tanıdıklık ve aşina hissi