... Viyana'daki büroma gelip "söyleyin Doktor, siz psikanalist misiniz?" diye soran Amerikalı bir doktoru anımsadım. ona, "tam anlamı ile psikanalist değil; ama psikoterapist diyelim," diye karşılık vermiştim. bunun üzerine soru sormayı sürdürdü: "hangi ekolü savunuyorsunuz?" Ben de "kendi teorimi; adına logoterapi deniliyor," diye yanıtladım. "Bana bir cümle ile logoterapinin ne olduğunu anlatabilir misiniz?" diye sürdürdü konuşmasını, "En azından psikanalizde logoterapi arasındaki fark nedir?" "evet," diye karşılık verdim, "ama her şeyden önce bana bir cümle ile psikanalizin özünün ne olduğunu anlatabilir misiniz?" dedim. şöyle yanıtladı: "psikanaliz sırasında hastanın divana uzanıp bazen söylenmesi Hiç de hoş olmayan şeyleri anlatması gerekir" bunun üzerine şu açıklamayı yaptım: "logoterapide ise hasta dik oturabilir ama bazen duyulması hiç hoş olmayan şeyleri duyması gerekir."
Efendim, dizginle bu şiddetli arzunu
Bırak bitsin gitsin bu karışık eğlence! Ulaştırmaz dağınık bir kafa bizi hedefe. Arınmalıyız itidal içinde günahlarımızdan önce Kendimizden aşağıda olanı, kazanmalıyız yücelikle
İyilik isteyen, olmalı iyi kendisi önce,
Sevinç isteyen, yatıştırmalı kanını,
Şarap isteyen, sıkmalı olgun üzümleri,
Mucize bekleyen, güçlendirmeli inancını!
Sayfa 261 - Doğubatı yayınları / Müneccim'in Sözleri
Koş, ancak tatlı ve duru bir ışık gördüğün,
Kendin olduğun ve yalnız kendine güvendiğin,
O yere, seni yalnız İyi'nin ve Güzel'in beklediği, Yalnızlığa! - Kur Orada dünyanı!