Yazılmış en iyi savaş karşıtı, savaşın iç yüzünü, üzerimize kabus olup çöküşünü anlatan kitap hangisi? Hepsini bir kenara bırakın. Şimdiye kadar size önerdiğim, okuyun diye ısrar ettiğim bütün kitapları da kenara koyun! Kapıların Dışında'ya verin önceliği.
Wolfgang Borchert, ikinci dünya savaşını yaşamış, 3 yıl cephede bulunmuş, döndüğünde ise 'kapıların dışında' kalmış bir yazar. Savaşın ruhunu bu denli hissederek ve hissettirerek anlatmasının sebebi bu.
Savaştan dönüyorsun fakat sen o eski sen değilsin. Bıraktığın yer, bulmayı umduğun gibi değil. Ailen yok. Nefes alamıyorsun. Hayat yok!
"Her yer enkaz, herkes kaypak."
Okurken, yazarın her satırda acı çektiğini anlıyorsunuz. Üstelik, yazdıklarını yaşadığı için de iki kez çekiyor bu acıyı. Hayır bin kez! Hayatta olduğu, nefes aldığı her an acı çekiyor. Sizin de okurken onunla birlikte ciğeriniz tükeniyor.
Bu nedenle mutlaka, mutlaka okumalısınız bu kitabı ya da tam da bu sebeplerle okumayın. Çünkü, binlerce ölü gördükten sonra bir daha eskisi gibi olamayan; savaşa, savaş emri verip de karısının sıcacık koynunda yatmaya devam edenlere, düzene, hayata, Tanrı'ya isyan eden Wolfgang Borchert, sizin de kitabı okuduktan sonra eskisi gibi olmanıza izin vermeyecek.
Acı dolu yaşam öyküsünden bahsettiğim ve kitaplarını yorumladığım video:
youtu.be/KKbVMoluEvM
Bağışlamaların sıklaşması, çok geçmeden suçluların artık bağışlanmalarına bile gerek kalmayacağını gösterir ve bunun nereye varacağını da herkes bilir.
YouTube kitap kanalımdaki videodan Tolstoy'un hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: ytbe.one/bsTzvrg-Pi4
Yıllardır hazırlamak istediğim ve yıllardır da yine benden yoğun şekilde beklenen "Tolstoy kitapları okuma rehberi"me hoşgeldiniz. Bu inceleme 20 küsür kitabın, pek çok makalenin, binlerce sayfanın ve sayısız içselleştirmenin ekranlarınıza bir öz olarak yansımasıdır.
Sadece 5-10 dakikanızı ayırıp bu incelemeyi sonuna kadar okuduğunuz takdirde belki de aylarınızı alacak Tolstoy okumalarınızı daha bilinçli yapabilir ve onun Rus edebiyatı için önemini anlamlandırma konusunda iyi bir yol alabilirsiniz. Daha çok okurun bu rehberden faydalanabilmesi için de bu incelemeyi paylaşabilirsiniz.
Doğum günümde arkadaşlarımla partilemek ve pasta yemek varken sizce neden Tolstoy'un ve kitaplarının daha iyi anlaşılabilmesi için bu yazıyı yazıyorum dersiniz? Çünkü biz okurlar, bazen bir yazarı okuduktan sonra yeniden doğmuş gibi hissederiz. Böylelikle farklı yazarların farklı kitaplarını okuya okuya aslında fark etmesek de benliğimizin doğum günü hediyesini vermiş oluruz. Peki Tolstoy'un benliğindeki "savaş ve barış"ları nasıl daha iyi anlayabiliriz?
Her zaman demişimdir, insanın içinde her gün olup biten savaş ve barışlar, dünyada olup biten savaş ve barışlardan daha kanlıdır, çetindir ve kalıcıdır. Her gün beynimizden Napolyonlar saldırır kalbimize ve yine her gün Aleksandrlar savunur kalbimizi yarım yamalak savaş taktikleriyle. Savaş fotoğrafçımız olan gözlerimiz de bütün bu duygu ve düşünce cephelerindeki savaşları kaydeder deneyim cehaletiyle. Peki Tolstoy bu denklemin neresinde?
Bizler gibi Tolstoy'un da içinde kopan "savaş"ları ve "barış"ları vardı. Hatta İtiraflarım kitabını yazdıktan sonraki Tolstoy, İtiraflarım
Eser, tarihi bir roman niteliğini taşıdığı ve konusunu Fransız Devrimi’ nden aldığı için öncelikle Fransız Devrimini özetlemek eserde anlatılan konuyu anlamak için daha faydalı olacaktır.
Not: İncelememde elimden geldiğince eser de geçen hikayenin gerçek olaylar ile bağlantısında açıklayacağım.
Fransız Devrimi
1700 yılların sonlarına gelindiğinde, Fransa pek de iyi bir konumda değildi. Dış borçlanma ve kaybettikleri koloniler sebebi ile ekonomik bir kriz içindeydi. Bu durumun etkisi ile vergiler bir hayli arttırılmış, köylüler şehirlere akın etmeye başlamıştır. Halk arasında yaşayan bir takım aydın kesim, özgürlük ve eşitlik arayışı filizlenmişti. Kral 16. Louis otoritesinin Tanrıdan geldiğini (Teokrasi) savunan bir yöneticiydi. Kral her ne kadar otoritesinin Tanrıdan geldiğini söylese de iyi bir yönetici olduğunu söylemek pek mümkün değildi. Çevresinde sadece Aristokrat kesime yer veriyor ve her gün onlarla sarayda eğlenceler düzenliyordu. Fransa’da halk açlıktan tükenirken ancak bu eğlencelerden kalan artıklara ulaşabiliyorlardı.
Fransa’da yaşayan Burjuva sınıfı ile köylü sınıfının hiçbir şekilde yönetimde söz hakları bulunmuyordu. Bu duruma rağmen vergi veren kesim sadece burjuvalar ve köylülerdi. Bunun sonucunda yoğun baskılar sebebi ile kral, içinde halkın temsilcilerinin olduğu bir meclis toplantısı yapmak zorunda kaldı. Bu toplantıda kralın sol yanına devrimden yana olan Jakobenler sağ tarafına ise eski düzenden yana olan din adamları ve soylular oturmuştur.
Ek bilgi! Bugün bilinen sağcılık ve solculuk terimleri bu oturuş düzeninden doğmuştur.
Fakat devrimin asıl sahipleri Burjuva kesimi olmuştur ve halkı yönlendirip onları bir milis gücü olarak kullanmışlardır. Burjuva biraz daha halk tabakasına göre okumuş bir kesim olduğu için, kral bu toplantıda