Taha EKŞİOĞLU

Taha EKŞİOĞLU
@Scapegoatt
Gerçeği aramak gayemiz olduğu sürece herkesle tartışmaya açığım.
Theodore John Kaczynski
Maalesef toplumların gelişiminin hiçbir şekilde rasyonel bir kontrole tabi tutulamayacağı herkes tarafından bilinmemektedir ve bu prensibi soyut temelde kabul edecek birçok kişi somut durumlarda bu prensibi uygulamakta başarısız olmaktadırlar. Tekrar ve tekrar, dışarıdan zeki gözüken insanların, toplumun problemlerinin çözümü için ayrıntılı projeler önerdiklerini görüyoruz; bu projelerin hiç ama hiçbir zaman başarılı bir şekilde uygulanamadığı gerçeğinden bihaberdirler. Ray Kurzweil ve Kevin Kelly gibi teknolojinin kesin inançlıları, toplumun rasyonel yönlendirilmesi problemine hiper teknolojik, fütüristik çözümler önereceklerdir. Hayal dünyasına doğru yaptığı bir yolculuk sırasında ünlü teknoloji eleştirmeni Ivan Illich birkaç on yıl önce şunları yazmıştır: “Toplum, otonom bireylerin ve grupların katkısını, temel insan ihtiyaçlarını tatmin edecek ve aynı zamanda belirleyecek yeni bir üretim sisteminin bütünsel verimliliği için genişletecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır” ve “başkaları tarafından en az düzeyde kontrol edilen araçların yardımı ile üyelerine otonom bir eylemin olanaklarını sunacak bir ortak-yaşam toplumu tasarlanmalıdır.” — sanki toplum bilinçli bir şekilde “yapılandırılabilir” ve “tasarlanabilirmiş” gibi. Buna benzer diğer olağanüstü aptallık örnekleri Arne Naess ve Chellis Glendinning tarafından sırasıyla ve yıllarında verilmiştir; bu örnekler mevcut eserin Üçüncü Bölüm’ünün IV. Kısmı’nda tartışılmaktadır.
Felsefe
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!

Taha EKŞİOĞLU

, bir kitap okudu
7/10
·165 syf.·
2026 209. kitabı
Arthur Schopenhauer
8/10 · 598 okunma
Arthur Schopenhauer
Demek ki, görebildiğimiz kadarıyla, Schopenhauer aklın potansiyel gücünü ve güvenilirliğini sarsarken, bir yandan da felsefe içindeki ilahiyatçı argümanların otoritesini yıkmaya çalışır. Kant’ın duyum dünyasını da içine almaya çalışan transzendental felsefesini fizyolojik temellere dayandırarak dönüştürdüğünü söylemiştik; buradan edindiği dayanak, onun hem ahlak felsefesinin hem de din felsefesinin en önemli taşıyıcı direği olur. Akıl beyin denen maddenin küçük bir bölümünün faaliyetine tekabül eder ona göre; hani her insanda eşit büyüklükte olduğunu bile söyleyemeyeceğimiz beynin. Beynin ürünlerine, idelere ve tasarımlara, bunları bedenin eylem ve davranışlarının motifi konumuna yükseltebilecek bir statü tanınmamalıdır. Çünkü bu durumda neden-sonuç ilişkisi ters döner. Beyin malzemesinin işlevleri dünyayı hareket ettirmezler; bunlar bizatihi beynin ürünüdürler. Ne yazık ki sayısız filozof ve ilahiyatçı, sebep ile sonucu birbirine karıştırıp durmuşlardır. Bunlar beyin faaliyetinin işlevlerini, ürünlerini doğum yerlerinde bırakmak yerine, bunları dünyanın özü konumuna yükseltmişlerdir. Hegel’in dünya aklı, Platon’un dünya ruhu, Kant’ın ding an sich’i birer düşünce ürünü nesne oldukları halde fenomenlerin meçhul nedeni konumuna gerilemişlerdir. Tanrı tasarımının doğuşunu da bu yoldan açıklayabiliriz. Beyin maddesinin sahip olmadığı, hak etmediği onuru, filozoflar ve ilahiyatçılar beynin ürünlerine atfederler. 1823’te not defterine, “felsefe yazıları yazan deliler, hiç sorup sorgulamadan ve kuşkulanmadan, dünyanın son amacı, hedefi olarak gördükleri şeyin bir spekülasyon ürünü olduğunun farkında değillerdir,” diye not düşer. “Tanrı bilgisi, aslında bunların kendi ben’lerinin bilgisinden başka bir şey değildir. Bunu en azından Kant açıkça söylemiştir, ama aradan sanki yüz
Felsefe
Arthur Schopenhauer
Cinsellik tek yanlıdır; karşımızda erkeklik ve kadınlık olarak çıkan cinsellik, erkeğin erkekliğinin kadının kadınlığına uygun düşmesi durumunda, bu iki taraf arasındaki en üst uyuma ulaşır. En erkek adam en dişi kadını arayacak ya da bunun tersi olacaktır. Çünkü türü koruyup sürdürmek isteyen yaşama iradesi, bunu böyle düzenlemiştir. Karşımızdakine duyduğumuz tutku ya da aşk, az önce de belirttiğimiz gibi, bir vehim, bir yanılsama sonucudur; sadece tür için değerli ve önemli olanı, birey kendisi için değerli ve önemli olarak algılar; demek ki türün amacı gerçekleştirilince, iki cins birleşince, tutku da, bir vehim olan duygusal bağlar da kaybolmaya mahkûmdurlar. Doğa kendi amacını birey üzerinden gerçekleştirmek için başvurduğu en önemli hilesini, kadını güzelleştirme yolunu, amacına ulaştıktan sonra önemsemediği için, üremeden sonra kadının güzelliği de kaybolup gider.
Felsefe
Arthur Schopenhauer
İki ayrı cinsten bireyi birbirine öylesine karşı koyulmaz bir güçle iten şey, türün içinde kendini temsil eden yaşama iradesidir. Aşk, sevda, sevgi, tutku, bunların hepsi, doğanın, türü koruyup sürdürme konusundaki ısrarı doğrultusunda insana içgüdü üzerinden verdiği yanılsamalardır. Doğanın hilesi, insan vehmi, kuruntusudur. Schopenhauer insanların sevgi nesnelerini seçerken göz önünde bulundurdukları özellikleri tek tek sınıflandırarak bu tezini kanıtlamaya yönelir. Sevgi nesnemizi seçerken, aslında bilincinde olmadığımız kaygı, türün en ideal halini koruyup ayakta tutmaktır. Herkes, kendinde eksik olanı sever. Türün ideal tipinden bireysel sapmaları önlemek için, uygun olduğunu (vehmettiğimiz) partneri seçerek düzeltmelere, ıslahlara gideriz. Ama bütün bunları kendi isteğimizle yaptığımızı sanarken, sonuçta yaşama iradesinin hilesine kurban olmuşuzdur.
Felsefe