Çünkü bir devrimin akla aykırı olduğu, devletin yapısını bozmasından, tüm yasaları yürürlükten kaldırmasından ve bunların yerine şiddet ile keyfiliği koymasından açıkça anlaşılır. Tarihsel kayıtlar da keyfi bir yönetimin çoğunlukla devrimin acil bir sonucu olduğunu ve devrimin hedeflediği iyileştirmelerin sadece küçük bir kısmını elde etmek için bile ulusların tekrarlanan şiddetli çabalarına ihtiyaç duyulduğunu doğrulamaktadır. Çoğunlukla devrimin öncüleri, kendi körükledikleri şiddet gücü tarafından ilk ezilenler olmuşlardır. Hatta kendi iradesini yasanın üstünde tutan tüm o neslin, yasa yatışana ve ulusun yasal bir düzenin kutsamalarından yeniden yararlanmasına izin verene kadar düşmesi (yok olması) gerektiğini söyleyebiliriz. Birey, amacı ne olursa olsun, yasanın bağlarını kopardığı anda her zaman bir suç işler. Bir ulus için bu söylenemez. Ancak bir ulus sadece şimdiki nesilden ibaret değildir. O, yüzyıllardır yaşamıştır ve yüzyıllar boyunca da yaşamaya devam edecektir. Onun manevi hayatı, ulusal ruhu, yüzyılların eseridir ve devrimde yasa ve töreyle birlikte bunu da üzerinden çıkarıp atar. Çabası beyhudedir. Bunlar ona galebe çalar; ve ulus ancak yeniden onların egemenliği altına boyun eğdiğinde, çatışmanın ortaya çıkardığı güçler törenin ve yasanın gelişimine hizmet edebilir.