Kitabın adına bakarak önyargıya kapılmadan bir şans vermeniz gerekiyor, ne dersiniz?
Cehenneme övgü adlı eser otoriteyi, toplumsal baskıları ve modern dünyanın dayattığı totaliter yapıyı sorgulayan felsefi bir deneme. Edebiyat ile felsefe harmanlanmış, aynı zamanda toplumun siyasal, sosyolojik yönlerini ele almış çok yönlü eser.
Kitapta anlatılan cehennem, yaşadığımız topluma doğumdan itibaren başlayarak özgürlükten uzak uyum, totaliter reĵim, başkaldıranların cehennemi, boyun eğenlerin cenneti.. Cehennemin, özgür ruhun meskeni olduğunu, cennetin ise belli kalıplara boyun eğenlerin, kurallara uyanların yer aldığından bahsediyor.
Gündüze karşı geceden, konuşmaya karşı sessizlikten, anlaşmaya karşı anlaşmazlıktan yana oluyor.
Kitap, bireyin özgürlüğünü acımasızca yüzüne vura vura sorgulatıyor. Hep bir tarafı seçme yanlısı olduğumuzu, kazanan kaybeden olduğunu, hâlbuki özgürlükte taraf tutma yoktur. Sürü hâlinde bir taraf, bir yön seçmek zorunda olduğumuz ve kendimizce doğru olduğuna inandığımız, farkında olmadığımız totaliterlikler. Dinde, siyasette, toplumda, eğitimde, doğumda, ölümde her yerde..
Okullar, hapishaneler, akıl hastaneleri, aile yapıları gibi birçok kurumu analiz ederek, bunların bireyi nasıl şekillendirdiğini ve sınırlandırdığını tartışıyor.
Özellikle özgürlüğün, farkında olmadan nasıl elimizden alındığından bahsetmesinden oldukça etkilendim. Mesela, okulun bireyi nasıl sistemin bir parçası haline getirdiğine dair görüşleri oldukça sert ama düşündürücü. Okulu, bireyi özgürleştiren bir yer olmaktan çok, onu belirli bir kalıba sokan, otoriteye itaat etmeyi öğreten bir kurum olarak görüyor. Ona göre okul, öğrencileri sorgulamaktan çok ezberlemeye, kendi düşüncelerini oluşturmaktan çok var olan kurallara uymaya yönlendiriyor.
Öğretmen olarak bu