Hallacı Mansur, tasavvufta yüksek bilinç seviyesine ulaşan büyük velilerdendir. Bir gün vecit haliyle "Ene-l Hak" (Ben Hakk'ım) dediğinde, bu söz büyük tartışmalara yol açmış ve sonunda idam edilmiştir. Ancak onun bu sözü, bir kibir ifadesi değil, aksine kendi varlığının tamamen yok olduğunu ve sadece Allah'ın var olduğunu idrak etmesinin bir sonucudur.
Kara deliği çevreleyen hayali yüzeyin üzerinde kara deliğin çekiminden kurtulmak için ulaşılması gereken hız ışık hızına eşittir. Hiçbir parçacığın ışıktan daha hızlı hareket etmesi mümkün olmadığı için bir kez olay ufkunu geçip kara deliğin içine düşen bir cisim bir daha olay ufkunun dışına çıkmayı başaramaz ya da olay ufkunun dışına sinyal gönderemez.
Sanki, dedi, bak tam şuramda, sol yanımda, kalbimin altında bir yer eksik kalıyor. Sonra bu kadarla kalmıyor, o eksiklik bütün ruhuma doluyor. Ne yapsam eksilmiyor ne yapmasam dolmuyor.
Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez...
On sekizinci yüzyılda, Lotte yüzünden intihar eden ve tüm Avrupa'da binlerce genci intihara sürükleyen Goethe'nin "genç Werther"i, aşkı sahiplenmenin ve mülk edinmenin bir örneğidir. İnsanın sevdiğine sahip olma tutkusu aşkın kendisinden ağır basmaya başladığı an, bu aşk değildir artık. Aşk yaşamdan güçlü olamaz, özgürlükten yoksun olarak da varlığını sürdüremez.
"Kıskançlık sürekli bir ilişkinin besinidir," diyor Proust. Ama neler pahasına?