Birisi bir gün Süfyan Sevri'ye ziyâfet verir. Yemek, esnâsında bir tabak istemek lüzum eder. Hâne sâhibi şöyle seslenir:
Birinci hacda aldığım tabağı getirmeyin. İkinci hacda aldığım tabağı getirin.
Bu söz, Sevrî’nm hoşuna gitmez. Riyâ olduğunu anlar ve şöyle der:
Ey düşüncesiz adamî Bu sözünle, yaptığın her iki haccı da ifsâd ettin.
Dipnot, ifsad; bozmak, karıştırmak düzen bozmak.
Bir gece seher vakti idi. Yol kenarında bir yer de (Tâhâ Sûresi) ni okumuş, sonra oracıkta uyuya kalmıştım. Rüyamda birisini gördüm.
Gökten indi, elinde bir kâğıt vardı.
Üzerinde (Tâhâ Sûresi) yazılıydı.
Her kelimenin karşılığında on sevap verilmişti. Fakat bir kelime kazınmıştı. Karşılığında sevab yoktu. Dedim ki, «yeminle söylerim bu kelimeyi de okumuştum. Niçin onun mukâbilinde sevab yok? O şahıs evet dedi, doğru söylüyorsun. Sen onu okumuştun. Biz de kaydetmiştik.
Fakat ARŞ’tan gelen bir emir üzerine sonradan onu sildik. Ben ağlıyarak sebebini sorunca şu cevabı verdi:
Sen tam o kelimeyi okurken yoldan biri geçiyor du. Ona işittirmek için sesini biraz yükselttin. Riyâ yap tın. Onun için o kelime ve karşılığındaki sevabın silindi.
O Allah ki seni yoktan var etti.
Büyüttü, terbiye etti. Sonra da din ve dünya hususunda zâhirî-bâtınî akimın almıyacağı kadar çok ni’metler verdi. — O size istediğiniz şeylerin hepsinden verdi. EğerAllah’ın ni’metini birer birer saymak isterseniz, icmâl sûretiyie bile sayamazsınız. Gerçekten insan çok zâlimdir, çok nankördür.
İbrahim 34