Açlığı yalnız kendi midesinde değil, çocuklarının karınlarda da hissedebilen bir insanı nasıl korkutabilirsin? Korkutmazsın… her korkunun ötesindeki korkuları tanımıştır o adam artık.
“Bu yaşlı adam ömrünü tüketti ve öldü gitti,” diye başladı. “İyi miydi, kötü müydü, bilmiyorum ama bunun zaten fazla önemi yok. Sağdı… önemli olan o. Şimdi ise ölü… onun da önemi yok. Bir keresinde bir şiir duymuştum birinden. Tüm yaşayan şeyler kutsaldır, diyordu. Düşündüm. Düşününce sözlerin altında daha derin anlamlar buluyor insan. Ben ölmüş bir ihtiyar için dua etmek istemem. Onun işi zor değil. Ona düşen şeyler var, onları yapmanın bin türlü yolu var. Oysa biz… bize düşen şeyler de var ama, onları yapmanın bin türlü yolu var. Hangisini seçeceğimizi bilemiyoruz. Dua edecek olsam, nereye yöneleceğini bilmeyen insanlar için ederdim.
Yeni baştan başlarız. Ama başlanmaz ki! Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben… biz artık geçmiş zamanız. Bir anlık öfke, bincelerce sahne… oyuz biz. Bu toprak, bu kırmızı topraklar biziz. Sel yılları, kuraklık yılları, toz yılları biziz. Baştan başlayamayız.