İlknur Kılıç

İlknur Kılıç
@Simurg11
Biraz dağınık ama kelimeleri çok seven bir Edebiyat Öğretmeni
Öğretmen
1987
65 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı

İlknur Kılıç

, bir kitap okudu
9/10
·168 syf.·
2022 8. kitabı
Şermin Yaşar
8.5/10 · 13,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅

İlknur Kılıç

, bir kitap okudu
9/10
·192 syf.·
2022 7. kitabı
Şermin Yaşar
8.4/10 · 8,5bin okunma
Tepedeki cızırtılı elektrik lambasını besleyen cereyanın kararsızlığıyla bazen yavaşça kararan, bazen de flaş patlamış gibi ansızın aydınlanan santralda nefesler tutulup beklendiği o anda, endişeden umuda, korkudan kararlılığa kadar insanoğluna mahsus bütün ifadeler, sanki içi çivili çelik maskeler gibi balyozla oradakilerin yüzlerine çakılmıştı. Acıklı bir musikiye âdeta besmele çeken Azrail Aleyhisselam, adamların gönül tellerine demir mızrabıyla tek tek vurup titreterek sanki bir kadansa kalkmış, ama yedinci teli anca bir çınlattıktan sonra duraksadığından işte bu hisli ton, üstlerinden karar ve emir bekleyen biçarelerin ruhlarında yankılanır olmuştu. O anda bakakaldıkları korkunç bir Kiklop'un gözü içinde, kıpırtısız donakalmış gibiydiler. Hemen hepsinin zihni istiap haddini dimağları artık kâfi gelmediğinden galiba çehrelerindeki adaleler imdada yetişiyor, herkes sanki bu defa suratlarıyla düşünmeye başlıyor, alınlar ziyade kırışıyor, çeneler sağa yahut sola çarpılıp öylece kalıyor, yanaklarda ise zaman zaman bir tik atıveriyordu.
Edebiyat
10/10
·480 syf.··
2021 41. kitabı
Bazı kitaplar vardır ya tekrar tekrar okumak istersiniz. Okuduktan sonra da içinizde ince bir sızı olarak kalır. Bana böyle hissettiren bir kitapla geldim bugün. Nostaljik, alaturka, yenilenmeye açık, ümitsiz, kararlı, acıklı ve güçlü… 3 yıl önce okumuştum ilk kez. Sanırım son yıllarda beni en çok etkileyen kitaplardan oldu “Ölüyordum Geçerken Uğradım”. Nafiz ve Mahur. Nafiz eve kapanmış, dışarı çıkamayan Mahur’a tutkun. Mahur ise özgürlüğüne tutkun, güçlü. Kendini tükettiğini bilse de Nafiz’e âşık. Demlenmiş çay renginde ve bademezmesi tadındaki aşklarının eşliğinde ülkenin 100 yılı… Aşıkların bir günü on yıla bedeldir diyor @can_grss kitabın arka yazısında. Mahur ile Nafiz’in 1932 yılında başlayan hikayeleri 2020’lere kadar sürüyor. Bu yüz yıl Mahur ve Nafiz’in on günü şeklinde anatılıyor. Mahur bir günde 4 mevsimi birden yaşıyor, değişen İstanbul’u izliyor, geziyor.  Mahur’un yaşananlara kayıtsız kalmaması, duygu değişimlerinin mevsimler kadar hızlı olması ilk başta tuhaf gelse de alışınca kendinizi kaptırıyorsunuz duygu değişimlerine de zamanın akışına da. Nafiz ve Mahur’un düşüncelerinin ayrı bölümlerde değil de  art arda verilmesi de acaba birbirlerini tamamlamalarına bir gönderme miydi bilmiyorum ama o kadar hoşuma gitti ki. Nafiz’in alaturkalığına karşı Mahur’un değişen dünyaya ayak uydurması, Nafiz’in dilinin hep eskide kalırken Mahur’un sürekli kendini yenilemesi,  Nafiz’in “oblomovluk”u...Öyle bir “oblomovluk” ki Mahur’la sadece evlerinde yaşamak ideal bir hayat Nafiz için. Bu Mahur’a yetmese de tek çıkış noktası yine Nafiz’in kapısı…Kendini sürekli geri dönmemecesine çıktığı Nafiz’in kapısında bulan Mahur’un duyguları ve onu çaresizce bekleyen, kapının her çalışında sevgilisini görmeyi bekleyen Nafiz’in korkuları. O kadar gerçekti ki ikisi de…  Plaklarıyla,
1000Kitap
Ölüyordum Geçerken UğradımCan Gürses · Ayrıntı Yayınları · 2017585 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2021 42. kitabı
Sonbaharda Sarhoş Bir Kasaba @ferhatuludere nin okuduğum 3.kitabı. Son dönemde okuduğum en farklı, gerçekçi bir şekilde karamsar, hayalle gerçeğin, inançlarla mitolojinin iç içe geçtiği; okuduğunuz her karakteri gerçek kılacak bir üslubu başarıyla kullanan, gerçekten muhteşem bir kitaptı bence.  Kitap ilk bölümünde Hazan-Feryat ikilisinin ilişkisi üzerinden ilerleyecek gibi görünse de sonrasında denize kıyısı olan “lanetli” bir kasabanın insanlarını anlatıyor. Bölüm bölüm kasabanın insanlarını bize anlatırken mitolojiden, batıl inançlardan, olağanüstü olaylardan da yararlanıyor Ferhat Uludere. Kitabın üslubunu - yazarın diğer iki kitabında olduğu gibi- hafif esprili bulmayı umarak başladım ama bambaşka bir kitapla karşılaştım. Bana göre diğer kitaplarından farklı bir çizgideydi. Gayet karamsar bir kitaptı ama böyle lanetli bir kasabaya da başka bir anlatım olmazdı. Anlatımda olayın gidişatını da etkileyen balıkçı efsaneleri, Al Karıları, karabasanlar, cinler, denizkızları bile o kadar olağan kalıyor ki okuyucu hiç yabancılamıyor olan biteni.  Hikayedeki her kişi o kadar gerçek ki, yolunuz deniz gören bir kasabaya çıkınca sanki onlarla karşılaşıverecekmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Hazan- Feryat aşkı, Kel Tayfun ve meyhanesi –bir olay gerçekleşince kasaba halkının meyhanede toplanması-, Balıkçı Sülo ve bir yere ait olma çabası, İdris Kaptan, perili ev hepsi tanıdık geliyor bir süre sonra. Hazan ve Feryat’ın yeniden başlayan hikayesinin sonu da kitabın bütününe uygun bir sondu. Feymece talihsizliğiyle kitapta beni en çok etkileyen kişi oldu sanırım.  Sonuçta hafif gotik tarzda, ürpertici, imgelerle, olağanüstü olaylarla gerçekçi bir üslup kurabilmek gerçekten başarı istiyor. Okurken aklıma yer yer İhsan Oktay Anar da geldi. Kısaca bu kasabanın insanlarıyla siz de
1000Kitap
Sonbaharda Sarhoş Bir KasabaFerhat Uludere · Yitik Ülke Yayınları · 202073 okunma