isa'dan önce üçüncü yüzyılda yaşamış olan İskenderiyeli kitaplık yöneticisi Eraiosthenes'i anımsadı. Bilimin her dalında yetke kabul edilen bu adam, yanm milyonu aşkm el yazısı ruloya bakmakla yükümlüydü. Seksen yaşına geldiğinde, korkunç bir gerçekliğin farkına varmıştı: Gözleri, artık görevlerini gereğince yerine getiremiyordu. Gerçi henüz görme gücünü bütünüyle yilirmcmişti ama, arlık hiç okuyamıyordu. Onun yerinde başka biri olsa, bütün bütüne kör olmayı beklerdi.Eralosthenes'e gelince, kilaplanndan ayrılmak zorunda kalışını, yeterince körlük saydı. Arkadaşlan ve öğrencileri, yanlannda kalması için yalvardılar. Buna karşılık o, bir bilge kişinin olgunluğuyla gülümsedi, kendi istenciyle yemeden içmeden kesildi ve birkaç gün içinde ölüp gitti. Kitaplığında yalnızca yirmi beş bin cilt bulunan küçücük Kien de, günü geldiğinde bu büyük adamın izinden gitmekten bir an bile çekinmeyecekti.
"Zavallı şeytan! Bana ne verebilirsin ki?
Yükseklere göz dikmiş insan bilincini,
Senin gibiler kavrayabilir mi hiç?
Sendeki gıda, doyurmaz insanı;
Elindeki kızıl altın,
Cıva gibi avucunun içinden akıp gider...
Senin kumar masalarında kimse kazanmaz!
Daha sarılırken başkalarına bakar,
Göndereceğin kadınlar!
Vereceğin itibarın tanrısal gururu,
Kuyruklu bir yıldız gibi kayar gider!
Bunları mı sunacaksın bana?
Göster bana bakalım,
Koparılmadan çürüyen meyveyi,
Her gün yeniden yeşillenen ağacı!.."