İstanbul son zamanlarda böyle bir insan seli görmemiştir.. " Bu cenaze kimin? " diye sorarlar...
Tabutun içindeki serveti ile nâm salmış biri değildir.. Aksine tüm dünyalıkları elinin tersi ile itmiş bir garip yolcudur.. Herkesin merak ettiği ise şudur:
" Nasıl oldu da kendini bunca insana sevdirebildi acaba?.. "
O, Neyzen Tevfik 'ti... Hem herkese aitti.. Hem de hiç kimseye ait değildi...
Neyzen Tevfik, Allah'ın varlığı, birlği ve kudreti karşısında insanın sadece bir "hiç" olduğu görüşündedir...
Onca acı, ihânet, hor görülme, çocuk yaşta geçirdiği ağır travma, bitmeyen sara nöbetleri, sıcak bir tas çorbaya, sıcak bir döşekte uyumaya hasretle geçen bir ömür, üç ay koklayıp öptüğü kızını yıllarca göremeyişi, dergâhtan kovulması, handan sokağa atılması, çöplük kenarlarında sokak köpekleri ile sabahlaması... Böyle yarı ölü yarı diri yaşamaya nasıl dayanmıştı? Nasıl bir yaşama gücü vardı da yıkılmamıştı acaba?
Kendini "hiç" te buldu, "her şey" olmaya uğraşan insana tek başına hakikâti haykırdı..
Neyzen'i anlamak için insanın en lanetli hastalığı olan "kınamaktan" kurtularak okumak zorundayız onu..
***
Sen bakma sûrete, sîreti gör..
***
Neyzen Tevfik'i biraz daha yakından tanımak isteyenler için, kıymetli bir biyografi..
Eline, emeğine, kalemine,sağlık...
Ben NeyzenSinan Yağmur
" Masallar durduk yerde uydurulmamıştır. Destanların ortaya çıkışı boşuna değildir.. Öykü, şiir, roman laf olsun diye yaratılmamıştır... Türküler yakılmamıştır boşu boşuna... İnsana insan olduğunu hatırlatan güzelliklerdir bunlar.. Ümittir, dermandır, çaredir...
Ana sıcaklığı, baba güveni, yâr sevdası, arkadaş desteğidir... Devranın zorbalığına, zalimin zulmüne isyandır bu güzellikler..
An gelir, sığındığın türkünün yürek burkan ezgisi ilaç olur içinin yangınına.. Okuduğun romanda anlatılan senin hikâyendir, yalnız olmadığını görür, avunursun...
Bir şiirin dizesindeki söz, arayıp da bulamadığın, isteyip de söyleyemediğin sözün ta kendisi olur, yıkıldığın yerde elinden tutar ayağa kaldırır seni... "
Bozkır Masallarının GölgesindeKevser Ruhi
Eline, Emeğine, Kalemine sağlık...
Yazarın, çağının gerçeklerini yazma yükümlülüğü olduğuna her zaman inanırım..
Cengiz Aytmatov da bunu hakkıyla yapanların en kıymetlilerinden, onun iç dünyasına biraz daha yakınlaşmak isteyenler için güzel bir biyografi diye düşünüyorum...
Ne zaman ki;
Seni Anla'manın, An'maktan daha kıymetli olduğunu öğreneceğiz...
O zaman bir şeylerin daha iyi farkına varacağız...
Saygı, Sevgi, Özlem..
Minnet ve de Rahmetle...
Mustafa Kemal Atatürk
Namık Kemal ’in fikrî ve siyasî hayatı incelendiğinde, XIX. Yüzyılda modernleşme yanlısı Osmanlı yönetici sınıfına ait bir aydının, Batı’yı nasıl algıladığı ve bunu uygulamaya nasıl geçirdiği hakkında fikir sahibi olunabilir...
Nâmık Kemal’e göre edebiyatın halkı eğitmek, düşünmeye sevk etmek, milli birliği kurmak, bilgiyi yaymak gibi mühim vazifeleri olmalıdır... Dolayısıyla halkın anlayamadığı bir dil ile bunu yapabilmek mümkün değildir...
Nâmık Kemal’in en fazla eser verdiği edebî tür tiyatrodur... Diğer eserlerinde olduğu gibi tiyatrolarında da vatanseverlik, hürriyet, insan hakları, adalet ve zulüm gibi konuları işlemiş ve bu yönüyle Türk edebiyatında “ideolojiye dayalı edebiyat”ın öncülüğünü yapmıştır...
Bunun yanında, kendisinden sonra gelen kuşakları da fikir olarak Mustafa Kemal başta olmak üzere fazlasıyla etkilemiştir ki,
" Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini yok mu kurtaracak bahtı kara maderini..."
Nâmık Kemal
Dizelerinin etkisiyle, milli mücadele yıllarının ardından,
Mustafa Kemal şu dizelerle çok güzel tamamlama yapmıştır...
" Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini bulunur elbet kurtaracak bahtı kara maderini..."
Kitaba dönecek olursak, bu bağlamda;
Şükran Kurdakul çağı ve çevresi içinde Nâmık Kemal'i yaşamı, sanatçı kişiliği içinde çok çok kıymetli derlemelerle anlatmış... Şairliği, romancılığı, gazeteciliği, oyun ve eleştiri yazarlığı ile ayrı ayrı ele alıp incelemiş... Edebiyatçı ve düşünce adamı olarak Nâmık Kemal'i değerlendiren yazarların görüşlerini objektif bir şekilde sergilemiş...
Nâmık Kemal’i yakından tanımak isteyenler için samimiyetle tavsiye edilir, herkesin huzurlu, sağlıklı okumaları olsunn...
Namık KemalNamık Kemal
" Sana Gül Bahçesi Vadetmedim " kitabı ile ilgili, her ne kadar yarı otobiyografik roman dense de kitap tamamen Joanne Greenberg ' in özyaşam öyküsüdür...
Bunu nereden biliyoruz, Joanne Greenberg 16 yaşlarındayken, gerçek olmayan şeyleri gerçeklikten ayırt edemediği için şizofreni teşhisi konuyor ve babası onu bir akıl hastanesine götürüyor... Orada, sonunda hayatını değiştiren kişiyle tanışıyor Frieda Fromm-Reichmann adında bir psikanalist...
Durum böyle olunca kitap için tamamen özyaşam öyküsü diyebiliriz...
" Sana Gül Bahçesi Vadetmedim " iki dünya arasında sıkışan, kendini dış dünyaya sığdıramayıp, iç dünyasına sığınan, ama bunun yanında umudunu her zaman koruyan, mücadeleyi bırakmayan insanların hayatını ibret dolu anlatan bir kitap diyebilirim... O kadar etkileyici buldum ki, kesinlikle ruh hastalığı değil efendim!.. Ruh yorgunluğu, ruh yıpranmışlığı... Müthiş bir mücadele örneği seriyor kitap gözlerimizin önüne...
Ruhunuza iyi gelen insanlara denk gelesiniz...
Huzurlu, sağlıklı okumalar olsun...
Sana Gül Bahçesi VadetmedimJoanne Greenberg