Bu romanı okurken acaba nasıl anlatsam, üzerine ne yazsam diye kara kara düşündüm. Zira genelde okuduğum romanlara pek benzemiyordu. Pedro Paramo, Juan Rulfo’nun tek romanı. Meksikalı yazar, aynı zamanda senarist ve fotoğrafçıymış.
Romanda birçok farklı anlatım tekniği bir arada kullanılmış. Geriye dönüşler, zaman atlamaları, diyaloglar, iç monologlar, bilinç akışları ne ararsanız var. Kitap özellikle bölümlere ayrılmamış olsa da okurken bölümlenmiş olduğunu hissediyorsunuz. Fakat bir karakter üzerinden ilerleyen olay örgüsü birdenbire bambaşka bir karaktere geçebiliyor. Bu kim, nereden çıktı derken okudukça yeni karakter tanıyor, ona da alışıyorsunuz. Ayrıca anlatıcı ve bakış açısı da karakterden karaktere hemen her an değişiklik gösterebiliyor.
Aslında iç monolog, bilinç akışı gibi tekniklerin olduğu romanları severim. Bu romanı sevdim mi, pek emin değilim. Anlatım çok karışık, bölük pörçük. Tam bir şeyleri anlamlandırmaya çalışırken bambaşka yerlere gidiyorsunuz.
Romanda özellikle sesler, fısıltılar, rüzgâr önemli bir tutuyor. Romanı okurken sanki arka planda o bahsi geçen hayalet kasabadaki fısıltılar, akış içerisinde sürekli devam ediyor, okuru tedirgin ediyor. Özellikle bu konuda yazarın üslubunu etkileyici bulduğumu söyleyebilirim.
Annesinin âdeta vasiyetini yerine getirmek için babasını aramaya koyulan bir gencin hikâyesiyle başlıyoruz. Bu genç, Juan Preciado. Aradığı adam, yani babası da kitaba ismini veren Pedro Paramo.
Pedro Paramo, oldukça kötü bir karakter. Kendisi bir toprak ağası. Bölgede de ciddi bir nüfuzu var. Comala adı verilen bölgede dileğini yapar, diğer çocuğunun işlediği suçları örtbas ettirir, zarara uğrayan insanları bir şekilde susturmasını bilir. Hikâye, Preciado’nun Comala’ya gitmesiyle başlar. Yalnız bir tuhaflık vardır, bu köyde