Bozkır Çiçekleri, Selçuk Baran’dan okuduğum ilk kitap oldu. Selçuk Baran’ın daha çok öykü yazdığını biliyorum. Elimde birçok öykü kitabı olsa da öncelikle romancılığını görmek istedim. Bozkır Çiçekleri, 70’li yılların Ankara’sında geçen bir hikâyeyi konu alıyor. Son bölümden anladığım kadarıyla da 1980 gibi son buluyor. 3 ana kahraman üzerinden olaylar ilerliyor. Bu kahramanlar; Seyfi, Nurten ve Müfit.
Roman başından sonuna kadar tahmin edilebilir bir yapıda ilerliyor. Klişe bir konuya sahip olduğunu söylemek de mümkün. Yalnızlık, sıkışmışlık, gurbette tutunma çabaları ve aşk. Romanı okurken hüzünlü bir havanın size eşlik ettiğini hissediyorsunuz. Kahramanların en mutlu anında bile bir burukluk var sanki.
Roman Seyfi’yi merkeze alarak başlıyor. Önce onu tanıyoruz; gurbetten Ankara’ya gelişi, annesiyle yaşamı, iş hayatı derken Nurten’i tanımasıyla hayatı değişiyor. Seyfi çok genç, toy bir delikanlı. Daha on sekizinde iş hayatına atılıyor, annesine bakıyor. Hayatı yeni yeni öğrenirken karşısına iş arkadaşları çıkıyor. Nurten ise Seyfi’den yaşça büyük, tecrübeli, başından birtakım olaylar geçmiş genç bir kadın. Mutsuz, insanlara olan güveni sarsılmış, herkese soğuk, âdeta taş gibi davranan bir kadın Nurten. Hayat onu bu noktaya getirmiş. Olayların detayına girmeyeceğim fakat karakterlerin özellikleri üzerinden bazı şeyler söylemek istediğim için bu detayları veriyorum.
Bölüm bölüm kahramanlarımızı tanırken en sonunda Müfit’e geliyoruz. Müfit bir entelektüel, romandaki en aydın kişi. Tabii Seyfi’ye haksızlık etmemek lazım, o da çok okuyan, öğrenmeye oldukça aç biri. Ama Müfit başka. Müfit, Seyfi’nin arkadaşı ve hayranlık duyduğu bir insan, bir rol model. Onun düşünceleri, olaylara bakış açısı Seyfi için hayranlık sebebi.
Bu romanda benim dikkatimi çeken olay örgüsü