İnceleme-araştırma kitapları okumayı seviyorum. Osmanlı Vampirleri, ismiyle ilgi çeken bir kitap. Fakat kitabın adına aldanıp da salt vampir hikâyesi, çeşitli hurafeler üzerine bir kitap olduğunu düşünmemek lazım. Bahsi geçen bazı söylenceler var tabii ama kitabın genellikle üzerinde durduğu konular; vampir söylencesinin nerede ve nasıl ortaya çıktığı, hangi halklar ve inançlar arasında yaygın olduğu, vampirlere karşı ne gibi önlemlerin alındığı, vampir kelimesinin ne gibi anlamlarda kullanıldığı ve bu vampir fenomeniyle ilgili kullanılan diğer kelimelerin neler olduğu.
Yazar, kitabı üç bölüme ayırmış. Özellikle vampir söylencesinin geçtiği ilk kaynakların üzerinde durmuş. Kitabın başında bir vampir ayrımı yapmış ve vampirleri ‘‘folklorik vampir’’ ile ‘‘kurgusal vampir’’ olarak ikiye ayırmış. Folklorik vampir yüzyıllardır halk arasında varlığını sürdüren cadı, hortlak, gulyabani gibi doğaüstü varlıkları da kasteden klasik bir kötücül varlık aslında. Kurgusal ya da modern vampir ise daha ziyade popüler kültürde yerini bulan, kan emmesiyle ünlü, hepimizin aklındaki tipik vampir fenomeni.
Vampir söylencesinin ortaya çıktığı bölge olarak daha çok Orta ve Doğu Avrupa ile Trakya üzerinde durulmuş. Yine Ege ve Karadeniz’de de bu söylencenin var olduğu belirtilmiş. Bu söylencenin çıkış noktasının Rum Ortodoks Kilisesi’ne bağlı Slav ve Grek toplulukların olduğu inancı yaygın olsa da aslında bu inanışın çıkış noktasının Osmanlı toprakları olduğu üzerinde durulmuş. Daha sonrasındaysa farklı inançlarda ve toplumlarda vampirin ortak bir kültürel değer hâlini aldığı, farklı isimlerle de olsa varlığını bir şekilde sürdürdüğü anlatılmış.
Burada özellikle Doğu’nun folklorik vampiriyle Batı’nın modern-kurgusal vampiri arasındaki farklar da önemli. Başlarda Batı, Doğu’nun folklorik