Ignatius J. Reilly: Görüp görebileceğiniz en absürt roman karakterleri listesine en üst sıralardan giriş yapabilecek bir anti kahraman.
Roman, adını da nereden aldığını anladığımız bir epigrafla başlar: ‘’Dünyada gerçek bir dâhi varsa, bunu anlamak kolaydır, çünkü bütün alıklar ona karşı birlik oluştururlar.’’
Mavi-sarı gözleri, kulaklıklı yeşil avcı kasketi, lacivert tüvit pantolonu, çöl botları, fırça bıyıkları ve devasa cüssesiyle ilk bakışta dikkatleri üzerine çeken Ignatius, dış görünüşüyle olduğu kadar düşünceleriyle de fark yaratan bir karakter. 30’lu yaşlarındaki Ignatius; annesiyle yaşayan, boş gezenin boş kalfası biridir. Annesiyle sürekli sürtüşme hâlindedir. Annesiyle yaşadıkları bazı maceralar neticesinde kendisine iş bulmak zorunda kalır ve macera başlar.
Romanın açılış sahnesi, aslında romanın ne kadar absürt bir yapıya sahip olduğunun da kanıtı gibidir. Roman, baştan sonra bu absürt olaylar ve düşünceler silsilesi içinde devam eder. Ignatius’un kendini toplumdan soyutlaması boşuna değildir. İnsanlarla anlaşamaz, toplum içerisinde tuhaf davranışlar sergiler. Onun için geğirmek ve yellenmek gayet tabii şeylerdir. Sinemada beğenmediği filmin protestosunu sesli bir şekilde yapmakta herhangi bir sakınca görmez. Aşk hayatı da rezil durumdadır. Mektuplaştığı uzatmalı sevgilisi Myrna Minkoff’la enteresan bir ilişkisi vardır.
Ignatius gibi bir anti kahramanı dünya edebiyatına kazandırdığı için yazara teşekkür etmemiz lazım. Bu romanı başarılı kılan tek unsur, Ignatius gibi bir anti kahramanı anlatması değil; romandaki tüm karakterlerin aslında Ignatius kadar absürt olmasıdır. Annesinden başlayarak romanın sonuna kadar Ignatius’un maceralarına dâhil olan tüm karakterler üzerine uzun uzun konuşabiliriz. Hepsinin bir derinliği var ve hepsi bambaşka dünyaların
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Beklemek ne demektir? Onu niçin o romanımın (Gizli Emir) konusu olarak aldım? Önce şunu söyleyeyim: 'Beklemek' teması çağımızda çok işlenen bir temadır yazarlarca. İlk akla o geldiği için Samuel Beckett'in Godot'yu Beklerken adlı iki perdelik oyununu anımsatayım. Saçmalık tiyatrosu denen türün en tanınmış yapıtlarından biridir. İki serseri Godot diye birini beklerler ama gelmez bir türlü, onlar da kendilerini öldürmeye filan kalkarlar. Bizde eski Küçük Sahne'de oynanmıştı da duyduğuma göre savcı tiyatronun başı olan Muhsin Ertuğrul'u çağırıp, 'Bunlar komünizmi mi bekliyorlar yoksa?' diye sormuştu. Kuşku böyle şeyler sordurur kişiye. Bir yolda dursanız, dönüp dönüp bakarlar ne duruyor diye. Toplum bizden beklememeyi, hiçbir şey beklememeyi ister. Geçip gideceksiniz işte o kadar ne iziniz kalacak, ne adınız. Öyle ya 'fani dünya' demişler."
''Gogol'ün memuru, bir sabah aynaya bakınca burnunun yerinde olmadığını görür, burun yitmiştir; memur sokağa çıktığında, burnunu bir araba ile geçerken seyreder. Kafka'nın kişisi kendisinin bir böcek durumuna çevrildiğini anlayıverir. Kaptan Ahap, koca okyanusta bir beyaz balinayı aramaya çıkar. Burada değişen konulardır ve elbette bu konular, baştan beri konuştuğumuz üzere, gerçek yaşama vurularak değil, kurmaca dünyanın yasalarına uygunluk ölçütü ile eleştirilir. Yoksa bunlar 'saçma' diye okunmaz olurdu.''