Drina Köprüsü, tarihle kurguyu birleştiren etkileyici bir roman. 1942-1943 yıllarında yazılan roman, ilk kez 1945 yılında yayımlanmış. Ivo Andriç’in 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü de yine Drina Köprüsü ile gösterdiği başarıyla aldığını söylemek mümkün.
Olayların geçtiği Vişegrad kasabası; Drina Irmağı’nın kenarında, Bosna-Hersek ile Sırbistan’ı sınırı üzerinde kritik bir noktadadır. Vişegrad halkının hikâyesi, köprünün inşa edilme sürecinden (1560-1570’ler) başlayıp I. Dünya Savaşı’na (1914) kadar anlatılmış. Bu esnada gerçekleşen mühim olaylar, bazı tarihî ve kurgusal karakterler üzerinden anlatılırken tarihle kurgunun iç içe geçtiğini görüyoruz.
Köprünün inşa süreci, bu süreçte yaşanan sıkıntılar, sabotajlar, köprü ile birlikte yaptırılan kervansaray, yaşanan sel felaketleri, kolera salgını, Sırp İsyanı, Avusturya’nın Bosna’yı işgali, bölgeye demir yolunun gelişi, ekonomide yaşanan dalgalanmalar, Sırbistan’da yaşanan taht değişikliği (1903) ve yine aynı dönemlere rastlayan Türkiye’deki rejim değişikliği (1908) ve son olarak Trablusgarp Savaşı (1911-1912), Balkan Savaşları (1912-1913) ve I. Dünya Savaşı (1914) ile yaşananlar romanın temel konularını oluşturuyor. Bu olaylar yaklaşık 350 yıllık bir süreçte gerçekleşirken köprünün bu olaylara tanık oluşunu okuyoruz.
Olayların yaşandığı Vişegrad kasabasında farklı dilleri konuşan, farklı etnik kimliklere sahip ve farklı dinlere mensup insanlar; zaman zaman huzur içinde zaman zamansa diken üstünde yaşar. Türk, Sırp, Boşnak; Müslüman, Hristiyan, Yahudi birçok farklı millete ve inanca mensup insanın yıllar içerisinde değişen idareler altında birbirlerine yansıtmaktan çekindikleri birtakım duygularla hep birlikte yaşamaları hayli dikkat çekicidir. Yazar da bu husustan renk vermez, bu farklı kültürlere ve inançlara