‘’The Good Soldier Svejk’’ nam-ı diğer ‘’Aslan Asker Şvayk’’ I. Dünya Savaşı’nın cesur bir eleştirisi, güzel bir kara mizah örneği.
Bu romanı üç kelimeyle tanımlayacak olsam; absürt, komik, sıra dışı derdim. Şvayk’ın roman boyunca karşılaştığı hemen herkes ahlaki yönden sorunlu, görevini kötüye kullanan yoz tipler. İçkiden burnunun ucunu göremeyen, kadın düşkünü rahipler ve askerler, suçlu-suçsuz fark etmeksizin adam asmak için zevkle hüküm veren generaller, savaştan kaçmak için kendini sakatlayan askerler, savaşacak durumda olmayan insanları yalan söyledikleri düşünülerek işkencevari testlerden geçiren askerî tabipler ve bu yozlaşmış bürokrasi sarmalı içinde ezen ve ezilen daha birçok isimsiz insan... Ve bunların ortasında bir de ahmak, saf ya da bizim ahmak ve saf sandığımız Aslan Asker Şvayk.
Şvayk, tam bir ‘’nabza göre şerbertçi’’dir. Her ne kadar askerden kovulmasına sebep, kendisinin raporlu bir ahmak olmasıysa da fakat olaylar ilerledikçe durumun pek de öyle olmadığını anlıyoruz. Şvayk bazen gerçekten çok ahmakça davranışlar sergiler fakat çoğu zaman rahat ve boyun eğen tavırlarıyla olumsuz durumları bertaraf eder. Üstlerine karşı saygılıdır, emirleri harfiyen hatta bazen abartılı şekilde yerine getirmeye çalışır ve başını türlü belalara sokar. Etrafındaki hemen herkesi çıldırtsa da kimse ondan vazgeçemez, kurtulamaz. Döner, dolaşır kellesini kurtarır; buradan dönmez, artık iflah olmaz denilen yerden yine başını uzatır ve masum gülümsemesiyle sinirleri bozar.
Şvayk aslında bir tiptir. Romanda saflıkla kurnazlık, ahmaklıkla akıllılık arasında bir çizgide gidip gelir. Ama tüm davranışlarında o küçük insanın ezginliği vardır. Ne kadar horlanırsa horlansın yine de sinirlenmez, renk vermez, görevinin gereği neyse yerine getirmeye çalışır. Zaman zaman kendisinden