Evvelce Türkiye'de, Türk milletinin hiçbir mevkii (yeri) yoktu. Bugün, her hak Türk'ündür. Bu topraktaki hâkimiyet Türk hâkimiyetidir; siyasette, harsta (kültürde), iktisatta hep Türk halkı hâkimdir.
Süleyman Paşa, bu husustaki kanaatini, Talîm-i Edebiyât-ı Osmâniye nâmıyla bir kitap neşreden Recaizade Ekrem Bey'e yazdığı bir mektupta açıkça ortaya koydu. Bu mektupta diyor ki: ''Osmanlı Edebiyatı demek doğru değildir. Nasıl ki lisanımıza Osmanlı lisanı ve milletimize Osmanlı milleti demek de yanlıştır. Çünkü Osmanlı tabiri yalnız devletimizin adıdır. Milletimizin unvânı ise yalnız Türk'tür. Binâenaleyh (bundan dolayı), lisanımız da Türk lisanıdır, edebiyatımız da Türk edebiyatıdır.''
Avrupa tarihlerindeki Hunların, Çin tarihindeki Hiung-nular olduğunu ve bunların Türklerin ilk dedeleri bulunduğunu ve Oğuz Han'ın Hiung-nu Devleti'nin müessisi (kurucusu)(Mete) olması lâzım geldiğini bize ilk defa öğreten Süleyman Paşa'dır.
Türkçülüğün memleketimizde zuhurundan evvel Avrupa'da Türklüğe dair iki hareket vücûda geldi. Bunlardan birincisi Fransızcada Turquerie denilen Türkperestliktir (Türk hayranlığıdır).
...
Avrupa'da zuhur eden (ortaya çıkan) ikinci harekete de Türkiyât (Türkoloji) nâmı verilir.