Aşk ya aştır, ya değildir.
Ne amaçla gerek duyar, ne hedefe.
Ama kendi kendine doğar; kendi kendine yeter.
Ne umuda yeri var, ne gerçeğe.
Acı çekmek aşkın bir parçasıyla eğer,
acı çektiğim için mutluyum ben.
Ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden meydana çıkıyor.. Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk.
Bir kalbi temelinden sarsmak için kader her zaman sillesini vurmaya, sertçe müdahale gücüne gerek duymaz; aksine, asıl sudan sebeplerden yıkım üretmek onun zapt edilemez yaratma hevesini kamçılar. Biz bu ilk hafif temasa kendi karanlık insan dilimizde vesile der ve onun ufacık boyutlarını genelde muazzam bir etki yaratan gücüyle karşılaşıp şaşırırız; ancak nasıl ki teşhis hastalık sürecinin çok küçük parçasıysa, gün yüzüne çıkan ve olay olarak nitelenebilecek kısmı da insan kaderinin çok küçük bir parçasıdır.