Ben hasta bir adamım.Gösterişsiz, içi hınçla dolu bir adamım ben. Sanıyorum, karaciğerimden hastayım. Doğrusunu isterseniz, ne hastalığımdan anladığım var, ne de neremin ağrıdığını tam olarak biliyorum. Tıbba, hekimlere saygı duymakla birlikte şimdiye dek tedavi olmadığım gibi bundan sonra da böyle bir şey düşünmüyorum. Üstelik boş inançları olan bir insanım, hem de tıbba saygı duyacak kadar...
...İnsanlar bu güne kadar bir şeyin peşinden koşarak yaşadılar ve kendi tarzlarında yine böyle yaşamayı sürdürmekteler. Yabancı etin peşindedirler; o eti kesip parçalar, daha zayıf canlıların çektiği eziyetten beslenirler; kurbanın donuk bakışları kendi gözlerine yansır, haz duydukları o son çığlık silinmez bir şekilde ruhlarına nakşolur. Belki de çoğu bunu önceden tahmin edemez ama kendi bedenlerini beslerken aynı anda içlerindeki karanlığı da beslerler. Ancak günahları ve korkuları durmaksızın büyür, dört gözle kurtulmayı beklerler. Böylece onların yerine ölen birine bağlanıp onun yasını tutmakla kendilerini çile çekmiş hissederler. Ne yapmış, ne denli öfkelenmiş olurlarsa olsunlar, o anda çekilen çile onları o anda yan yana getirmiştir. Ağıt, çok ileri giden sonuçları olan ani bir taraf değiştirmedir; insanları birikmiş olan öldürme günahından ve ölüm sırasının onlara da geleceği korkusundan kurtarır. Başkalarına yaptıkları her şeyi , şimdi başkası üstüne almaktadır; ona inançla ve hiç bir şey esirgemeksizin bağlanarak, intikamdan kurtulmayı umarlar.
Zafer,belki de harp denilen fahişenin vaat ettiği öpücüktü.Fahişe,fakat Messalina'lar,Kleopatra'lar,Zenon'lar gibi bir fahişe...İnsana her şeyini bıraktıran,insanı her şeyinden vazgeçiren bir fahişe...