Aklımızın bir köşesinde nereden ve kimden öğrendiğimizi bilmediğimiz şiirler, sözler vardır. Sosyal medyada takip ettiğimiz sayfalar sayesinde mi karşımıza çıktı yoksa üniversite sınavına hazırlanmak için çözdüğümüz dil bilgisi sorularında cümleleri ögelerine ayırırken mi? Yediden yetmişe herkesin gönlünde ve zihninde yer kazanmıştır böyle şiirler. Onlar sayesinde hayatlarında yaşadıkları ilk aşk acısını tanımlamış; "Anlatmaya çalıştığım, söylemek istediğim tam olarak bu! Ben de aynı yalnızlık çukuruna düştüm ama anlaşılan tek değilmişim." dememize, kendimizi tanımamızda bir adım daha yaklaşmamıza vesile olmuştur."sevmek kimi zaman rezilce korkuludur/insan bir akşam üstü ansızın yorulur" mısralarını 1960 yılında
yazılmış olan Ben Sana Mecburum şiiri değinmeye çalıştığım konuya tam yerinde bir örnektir. 1950 yıllarında çıkan İkinci Yeniciler akımından sayılan Attila İlhan sadece şiir değil roman, deneme türlerinde de eserler vermiştir. Ben Sana Mecburum Türk halkının kalbinde taht kurmuştur. Maalesef bu şiiri; romanlarının, denemelerinin ve ustaca kaleme alınmış diğer şiirlerinin üstünün örtüyle örtülüp görünmemesine neden olmuştur. Bu yüzdendir ki Attila İlhan’ın, İkinci Yeniciler gibi aşk ve ayrılık şairi olarak anılmasını doğru bulmuyorum. Çünkü o insanların giderek kendisine ve çevresine yabancılaşmasını, şehirde oluşan arap saçı durumları, zamanla ideolojiler yüzünden bölünen toplumda ilişkiler kurma zorluğunu, Anadolu insanını cahil, yobaz olarak tanımlamanın aksine Kuvâ-yi Milliye ruhuna sahip olduğunu anlatan; halkın her kesiminin kaleme alınacak kadar değerli bulan, davası nedeniyle aşık kişiliğe sahip olan şair ve yazardır. Şiir kitaplarında nasıl her konu için ayırdığı dizeler, imgeler varsa Kurtlar Sofrası romanında da bu rahatlıkla görülmektedir. Kısacası