Dipnot 2:
Thérése'in doğurduğu çocukların Rousseau tarafından terk edilişi, bu yazarın biyografisinde en çok tartışılan konulardan biridir. Önce, İtiraflar'ın bu işi "hafife alır gibi görünen" ifadesine ve Madam La Selle'in sofrasındakilerin ne çeşit insanlar olduğu hususunda az çok çelişen taraflara dikkati çekelim. "İyi ve emin", "aslında çok namuslu" kişilerden meydana gelen bir çevre deniyor, oysa "çapkınlık gırla gidiyor" imiş. Yalnız hovardalık hikayeleri duyuluyormuş burada, Rousseau'nun ahlâkı ise "Allaha şükür" bu gençlerinkinden çok başka imiş. Yirmi yıl geçtiği halde, çektiği vicdan azaplarına rağmen, Rousseau "temiz bir çevre"nin onun davranışını tasvip edeceğine hem kendini, hem de okuyucusunu inandırmak ister sanki. Belki de gerçekten böyle bir çevrenin büyük bir kısmı onun davranışını doğru bulabilirdi.
Bu konuyu aydınlatmaya çalışacak ve ileri sürülen çeşitli faraziyeleri gözden geçireceğiz; sonra olaylara ait başlıca belgeleri ortaya koyacağız. Rousseau'nun manevi sorumluluğu konusunu incelemeyi ise en sona bırakacağız.
1) Rousseau'nun cinsel iktidarsızlığını savunan tez; 18'inci yüzyıldan bu yana bazı Rousseau biyografları, örneğin Barruel - Beauvert, Louis Sebastien Mercier, Rousseau'nun babalığından şüphe etmişlerdir. Susması, karısı ile birlikte kendi şerefini de korumak içindir, diye düşünüyorlar. Aynı tezi, sonradan A. France ve J. Lemaitre gibi edebiyatçılar da savundular; fakat onlar, faraziyelerini sadece şahsi düşüncelere dayamışlardır Rousseau'nun patolojik durumunu yazılarından inceleyen doktorlar da aynı fikirdedirler. Dr. Roussel der ki: Thérèse ile tanışmadan önce, Rousseau böbrek iltihabı ve birkaç kere de orşit geçirmişti. Bu hastalıklar döllemeye engel olduğu gibi, cinsel iktidarsızlığa bile sebep olur. Aynı hekim, yazarımızın Hypospadias, ya da phimosis ile malul bulunduğunu tahmin eder ve, cinsel organlarda bu çeşit doğuştan teşekkül bozukluğu bulunan kişilerin, bu noksanlıktan ötürü, kadınlara karşı ürkek ve normal olarak iktidarsız olacaklarını söyler. Doktor René Laforgue ise, Rousseau' nun "iktidarsızlığa uğramış" olduğunu ve çocuklarının kendisinden geldiğini ispat eden hiçbir delil bulunmadığını ileri sürer.
2) Térèse'in sadakatsizliğini ilk ortaya atan George Sand'dır. (Revue des Deux Mondes, 15.11.1863, S. 341- 363) da der ki: "Tabiat kanunlarına göre, her çocuğun bir tek babası olabilir. Rousseau'nun da her şeye rağmen Thérèse'in çocuklarının nikah-dışı babası olması mümkündür. Ancak, başka babaların da bulunabileceği ihtimali karşısında, tabiat, kim ne derse desin, gerçek babaya vazife ve haklarını bildiren açıklayıcı bir kriterium ortaya koymamıştır..." George Sand, Rousseau'yu çocuklarına hayırsız bir baba olmakla suçlandıranlara karşı, Dupin de Francueil'ün karısı olan büyükannesinin verdiği cevabı nakleder: "Hayırlı mıydı, hayırsız mıydı, pek bilmiyoruz; Rousseau da bunun pek farkında değildi... Aslında onun çocuğu olur muydu ki?" Ve şöyle devam edermiş: ·"Ben onun babalık ödevlerini yerine getirmemiş olmak tan bir an bile ciddi olarak üzüldüğünü sanmam, nasıl ki bu kusuruna karşı kendini savunmaya çalışırken de hiçbir zaman samimi olmamıştı ... " Bu tez, Private papers of James Boswell (J. B.'in gizli evrakı) in Albert Schinz tarafından Revue de Paris dergisinin Haziran 1933 sayısında yayımlanmasından sonra daha da kuvvetlendi. Gerçi Boswell'in hatıra defterinde Thérèse ile beraber Paristen İngiltereye gidişlerini anlatan sayfalar, uygunsuzluğu sebebiyle yırtılmıştı, ama geri kalan birkaç satırdan, on gün süren bu seyahat (Ocak 1766) sırasında cinsel münasebetin on üç kere vaki olduğu anlaşılmaktadır. Thérèse'in, Rousseau'nun ölümünden az sonra Marki de Girardin'in at uşağının metresi olduğu, Rousseau ile tanıştığı zaman bakire olmadığı, çocuklarını doğurduğu sıralarda Rousseau ile aynı evde oturmadıkları düşünülürse, insan az çok şüpheye düşmekten kendini alamaz. Ancak, o tarihlerde Rousseau, dostunun sadakatinden emindir. 12 Haziran 1761'de Mareşal de Luxembourg'un karısına şöyle yazar: "İyi yürekliliği, sevgisinin samimiliği, eşsiz fedakarlığı, en ufak bir şüpheme bile vesile vermeyen lekesiz sadakati için onu her zaman karım gibi sevdim ve saydım." İtiraflar'ın bir cümlesinde (9 uncu Kitap. 1769- 1770 yıllarında temize çekilmiş) bu inanç biraz daha zayıflamıştır. Bu sefer Rousseau: "gerçekten sevdiği erkek benim" demekle yetinir. Şurası muhakkak ki, Thérèse'in Boswell ile yaptığı yolculuktan sonra, Rousseau kendisinden iyice kuşkulanmıştır. 2 Ağustos 1766 da İngilizce yazdığı kısa mektubun kuru ifadesi bunu bildirir. Bu mektupta Boswell'e, Matmazel Le Vasseur'ün sağlığına karşı gösterdiği ilgi için teşekkür ettikten sonra: "kendi sağlığınızla da ilgilenmenizi, hele ara sıra kan aldırmanızı tavsiye ederim. Sanırım ki size çok faydası dokunur."
3) Bunların dışında, Thérèse'in çocuk doğurduğunu inkâr eden, Rousseau'yu kendilerine bağlamak için. Thérèse ile annesinin işbirliği ederek doğum komedileri oynadıklarını iddia edecek kadar hayal gücünü yokuşa koşan tezler de ileri sürülmüştür.
Rousseau'nun manevi mesuliyetini yok etmek için babalık keyfiyetinin mevcut olmadığını ortaya atan bu türlü düşünüşlere karşı Rousseau'nun kendi ağzından yaptığı itiraflar, çağdaşlarının şahitliği ve Kimsesiz Çocuklar Yurdu arşivlerinde bulunan kayıtlar gösterilebilir. Şu muhakkak ki Rousseau, çağdaşlarının, bu arada bilhassa Voltaire'in, bu konudaki kargılamalarına göğüs germek zorunda kalmıştır. Bilhassa Voltaire, kendi beş çocuğunu sokağa bırakıp da "kişizade Emile" in terbiyesiyle uğraşan bu "moralist" in davranışını ibretle karşılamıştır. Madam de Staël de aynı dille yazarımızı ayıplar. Ancak Rousseau'nun da kendini müdafaa yolunda bu davranışını destekleyen sebepleri vardır: Kimsesizler Yurdunda çocuklarına Le Vasseur'lerin evindekinden daha iyi bakılacağına, o evde terbiye görecek çocukların ancak birer "canavar" olabileceğine inanmış olan yazar, çocuklarına kendisi bakamıyacağına göre bu yolu seçtiğini söyler. Fakat bu savunma ile nefsi beraat etmiş, vicdanı huzur bulmuş değildir. Emile'in Birinci Kitabında şöyle yazar: "Baba ödevlerini yerine getiremiyecek bir kimsenin baba olmaya hakkı yoktur. Çocuklarını beslemek ödevini bir babanın üzerinden atması için ne fakirlik, ne iş güç, ne de etraftan utanma gibi mazeretler makbul sayılabilir... Bana inanın okurlarım, vicdanı olan her kimse, böyle kutsal bir ödevi ihmal ederse, bilsin ki, bu suçunu uzun yıllar dökeceği acı yaşlarla ödeyecek ve hiçbir zaman teselli bulamıyacaktır."
1761 Haziranında hastalanan Rousseau, öleceğini sanarak Madam de Luxembourg'a yazdığı uzun bir mektupla Thérèse'i ona emanet eder ve büyük oğlunun bulunması için yardımlarını rica eder.
Bütün bunlar, Rousseau'nun Thérèse'ten olan çocukları Kimsesiz Çocuklar Yurduna bırakmış olmaktan duyduğu elemi göstermekte ve bu konudaki açıklamalarına inanmamızı gerektirmektedir.