Emre Uçar

Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
2çocuğunu kimsesizler yurduna verişini anlatıyor, yorumlara
... kimsesiz çocuklar yurduna en fazla döl yetiştirenler de en çok övülüyordu. Aklımı çeldi bu iş benim; bu cana yakın, aslında çok da namuslu kişilerin düşünüş tarzına kendiminkini uydurmaya çalıştım: Madem ki memleketin âdeti böyle, dedim içimden, burada yaşadıkça bu âdete pekâlâ uyulabilir. Aradığım kurtuluş çaresini bulmuştum. En ufak bir gönül üzüntüsü duymadan, cesaretle kararımı verdim. En müşkülü, Therese'i kuruntu ve üzüntülerinden kurtarmak oldu; şerefini korumak için gidebileceği bu tek yolu ona kabul ettireceğim diye dilimde tüy bitti. Yeni bir çocuğun üstüne yük olmasından korkan annesi bereket imdadıma yetişti de Therese' in gönlü oldu. Sainte-Eustache mahallesinde oturan Matmazel Gouin adında ihtiyatlı, güvenilir bir ebe bulundu; günü gelince, annesi Therese'i, doğumunu yapmak üzere, bu kadının evine götürdü. Ben de birkaç kere kendisini yoklamaya gittim; iki karton üzerine eş olarak yazdığım markalardan birini çocuk takımının içine koyduk; ebe kadın bebeği yüklendi ve usulünce kimsesiz çocuklar yurduna götürüp teslim etti. Ertesi yıl aynı dert ve aynı tedbir; sade bu sefer markasız yolladık. Gene ben ısrar ettim, gene Therese diretti, sonunda inliye sıklıya boyun eğdi. Bu uğursuz davranışın düşünüşümde ve hayatımda meydana getirdiği bütün değişiklikler birer birer görülecektir. Şimdilik bu ilk safhayı aklımızda tutalım. Bundan doğacak hatıra gelmeyen feci sonuçlar beni aynı konuya sık sık dönmeye zorlayacaktır.
Sayfa 126 - Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları·Kitabı okudu
Otobiyografi
Emre Uçar
Dipnot 2: Thérése'in doğurduğu çocukların Rousseau tarafından terk edilişi, bu yazarın biyografisinde en çok tartışılan konulardan biridir. Önce, İtiraflar'ın bu işi "hafife alır gibi görünen" ifadesine ve Madam La Selle'in sofrasındakilerin ne çeşit insanlar olduğu hususunda az çok çelişen taraflara dikkati çekelim. "İyi ve emin", "aslında çok namuslu" kişilerden meydana gelen bir çevre deniyor, oysa "çapkınlık gırla gidiyor" imiş. Yalnız hovardalık hikayeleri duyuluyormuş burada, Rousseau'nun ahlâkı ise "Allaha şükür" bu gençlerinkinden çok başka imiş. Yirmi yıl geçtiği halde, çektiği vicdan azaplarına rağmen, Rousseau "temiz bir çevre"nin onun davranışını tasvip edeceğine hem kendini, hem de okuyucusunu inandırmak ister sanki. Belki de gerçekten böyle bir çevrenin büyük bir kısmı onun davranışını doğru bulabilirdi. Bu konuyu aydınlatmaya çalışacak ve ileri sürülen çeşitli faraziyeleri gözden geçireceğiz; sonra olaylara ait başlıca belgeleri ortaya koyacağız. Rousseau'nun manevi sorumluluğu konusunu incelemeyi ise en sona bırakacağız. 1) Rousseau'nun cinsel iktidarsızlığını savunan tez; 18'inci yüzyıldan bu yana bazı Rousseau biyografları, örneğin Barruel - Beauvert, Louis Sebastien Mercier, Rousseau'nun babalığından şüphe etmişlerdir. Susması, karısı ile birlikte kendi şerefini de korumak içindir, diye düşünüyorlar. Aynı tezi, sonradan A. France ve J. Lemaitre gibi edebiyatçılar da savundular; fakat onlar, faraziyelerini sadece şahsi düşüncelere dayamışlardır Rousseau'nun patolojik durumunu yazılarından inceleyen doktorlar da aynı fikirdedirler. Dr. Roussel der ki: Thérèse ile tanışmadan önce, Rousseau böbrek iltihabı ve birkaç kere de orşit geçirmişti. Bu hastalıklar döllemeye engel olduğu gibi, cinsel iktidarsızlığa bile sebep olur. Aynı hekim, yazarımızın Hypospadias, ya da phimosis ile malul bulunduğunu tahmin eder ve, cinsel organlarda bu çeşit doğuştan teşekkül bozukluğu bulunan kişilerin, bu noksanlıktan ötürü, kadınlara karşı ürkek ve normal olarak iktidarsız olacaklarını söyler. Doktor René Laforgue ise, Rousseau' nun "iktidarsızlığa uğramış" olduğunu ve çocuklarının kendisinden geldiğini ispat eden hiçbir delil bulunmadığını ileri sürer. 2) Térèse'in sadakatsizliğini ilk ortaya atan George Sand'dır. (Revue des Deux Mondes, 15.11.1863, S. 341- 363) da der ki: "Tabiat kanunlarına göre, her çocuğun bir tek babası olabilir. Rousseau'nun da her şeye rağmen Thérèse'in çocuklarının nikah-dışı babası olması mümkündür. Ancak, başka babaların da bulunabileceği ihtimali karşısında, tabiat, kim ne derse desin, gerçek babaya vazife ve haklarını bildiren açıklayıcı bir kriterium ortaya koymamıştır..." George Sand, Rousseau'yu çocuklarına hayırsız bir baba olmakla suçlandıranlara karşı, Dupin de Francueil'ün karısı olan büyükannesinin verdiği cevabı nakleder: "Hayırlı mıydı, hayırsız mıydı, pek bilmiyoruz; Rousseau da bunun pek farkında değildi... Aslında onun çocuğu olur muydu ki?" Ve şöyle devam edermiş: ·"Ben onun babalık ödevlerini yerine getirmemiş olmak tan bir an bile ciddi olarak üzüldüğünü sanmam, nasıl ki bu kusuruna karşı kendini savunmaya çalışırken de hiçbir zaman samimi olmamıştı ... " Bu tez, Private papers of James Boswell (J. B.'in gizli evrakı) in Albert Schinz tarafından Revue de Paris dergisinin Haziran 1933 sayısında yayımlanmasından sonra daha da kuvvetlendi. Gerçi Boswell'in hatıra defterinde Thérèse ile beraber Paristen İngiltereye gidişlerini anlatan sayfalar, uygunsuzluğu sebebiyle yırtılmıştı, ama geri kalan birkaç satırdan, on gün süren bu seyahat (Ocak 1766) sırasında cinsel münasebetin on üç kere vaki olduğu anlaşılmaktadır. Thérèse'in, Rousseau'nun ölümünden az sonra Marki de Girardin'in at uşağının metresi olduğu, Rousseau ile tanıştığı zaman bakire olmadığı, çocuklarını doğurduğu sıralarda Rousseau ile aynı evde oturmadıkları düşünülürse, insan az çok şüpheye düşmekten kendini alamaz. Ancak, o tarihlerde Rousseau, dostunun sadakatinden emindir. 12 Haziran 1761'de Mareşal de Luxembourg'un karısına şöyle yazar: "İyi yürekliliği, sevgisinin samimiliği, eşsiz fedakarlığı, en ufak bir şüpheme bile vesile vermeyen lekesiz sadakati için onu her zaman karım gibi sevdim ve saydım." İtiraflar'ın bir cümlesinde (9 uncu Kitap. 1769- 1770 yıllarında temize çekilmiş) bu inanç biraz daha zayıflamıştır. Bu sefer Rousseau: "gerçekten sevdiği erkek benim" demekle yetinir. Şurası muhakkak ki, Thérèse'in Boswell ile yaptığı yolculuktan sonra, Rousseau kendisinden iyice kuşkulanmıştır. 2 Ağustos 1766 da İngilizce yazdığı kısa mektubun kuru ifadesi bunu bildirir. Bu mektupta Boswell'e, Matmazel Le Vasseur'ün sağlığına karşı gösterdiği ilgi için teşekkür ettikten sonra: "kendi sağlığınızla da ilgilenmenizi, hele ara sıra kan aldırmanızı tavsiye ederim. Sanırım ki size çok faydası dokunur." 3) Bunların dışında, Thérèse'in çocuk doğurduğunu inkâr eden, Rousseau'yu kendilerine bağlamak için. Thérèse ile annesinin işbirliği ederek doğum komedileri oynadıklarını iddia edecek kadar hayal gücünü yokuşa koşan tezler de ileri sürülmüştür. Rousseau'nun manevi mesuliyetini yok etmek için babalık keyfiyetinin mevcut olmadığını ortaya atan bu türlü düşünüşlere karşı Rousseau'nun kendi ağzından yaptığı itiraflar, çağdaşlarının şahitliği ve Kimsesiz Çocuklar Yurdu arşivlerinde bulunan kayıtlar gösterilebilir. Şu muhakkak ki Rousseau, çağdaşlarının, bu arada bilhassa Voltaire'in, bu konudaki kargılamalarına göğüs germek zorunda kalmıştır. Bilhassa Voltaire, kendi beş çocuğunu sokağa bırakıp da "kişizade Emile" in terbiyesiyle uğraşan bu "moralist" in davranışını ibretle karşılamıştır. Madam de Staël de aynı dille yazarımızı ayıplar. Ancak Rousseau'nun da kendini müdafaa yolunda bu davranışını destekleyen sebepleri vardır: Kimsesizler Yurdunda çocuklarına Le Vasseur'lerin evindekinden daha iyi bakılacağına, o evde terbiye görecek çocukların ancak birer "canavar" olabileceğine inanmış olan yazar, çocuklarına kendisi bakamıyacağına göre bu yolu seçtiğini söyler. Fakat bu savunma ile nefsi beraat etmiş, vicdanı huzur bulmuş değildir. Emile'in Birinci Kitabında şöyle yazar: "Baba ödevlerini yerine getiremiyecek bir kimsenin baba olmaya hakkı yoktur. Çocuklarını beslemek ödevini bir babanın üzerinden atması için ne fakirlik, ne iş güç, ne de etraftan utanma gibi mazeretler makbul sayılabilir... Bana inanın okurlarım, vicdanı olan her kimse, böyle kutsal bir ödevi ihmal ederse, bilsin ki, bu suçunu uzun yıllar dökeceği acı yaşlarla ödeyecek ve hiçbir zaman teselli bulamıyacaktır." 1761 Haziranında hastalanan Rousseau, öleceğini sanarak Madam de Luxembourg'a yazdığı uzun bir mektupla Thérèse'i ona emanet eder ve büyük oğlunun bulunması için yardımlarını rica eder. Bütün bunlar, Rousseau'nun Thérèse'ten olan çocukları Kimsesiz Çocuklar Yurduna bırakmış olmaktan duyduğu elemi göstermekte ve bu konudaki açıklamalarına inanmamızı gerektirmektedir.
2çocuğunu kimsesizler yurduna verişini anlatıyor, yorumlara
... kimsesiz çocuklar yurduna en fazla döl yetiştirenler de en çok övülüyordu. Aklımı çeldi bu iş benim; bu cana yakın, aslında çok da namuslu kişilerin düşünüş tarzına kendiminkini uydurmaya çalıştım: Madem ki memleketin âdeti böyle, dedim içimden, burada yaşadıkça bu âdete pekâlâ uyulabilir. Aradığım kurtuluş çaresini bulmuştum. En ufak bir gönül üzüntüsü duymadan, cesaretle kararımı verdim. En müşkülü, Therese'i kuruntu ve üzüntülerinden kurtarmak oldu; şerefini korumak için gidebileceği bu tek yolu ona kabul ettireceğim diye dilimde tüy bitti. Yeni bir çocuğun üstüne yük olmasından korkan annesi bereket imdadıma yetişti de Therese' in gönlü oldu. Sainte-Eustache mahallesinde oturan Matmazel Gouin adında ihtiyatlı, güvenilir bir ebe bulundu; günü gelince, annesi Therese'i, doğumunu yapmak üzere, bu kadının evine götürdü. Ben de birkaç kere kendisini yoklamaya gittim; iki karton üzerine eş olarak yazdığım markalardan birini çocuk takımının içine koyduk; ebe kadın bebeği yüklendi ve usulünce kimsesiz çocuklar yurduna götürüp teslim etti. Ertesi yıl aynı dert ve aynı tedbir; sade bu sefer markasız yolladık. Gene ben ısrar ettim, gene Therese diretti, sonunda inliye sıklıya boyun eğdi. Bu uğursuz davranışın düşünüşümde ve hayatımda meydana getirdiği bütün değişiklikler birer birer görülecektir. Şimdilik bu ilk safhayı aklımızda tutalım. Bundan doğacak hatıra gelmeyen feci sonuçlar beni aynı konuya sık sık dönmeye zorlayacaktır.
Sayfa 126 - Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları·Kitabı okudu
Otobiyografi
Emre Uçar
Dipnot: Mercure de France dergisinin Haziran 1746 sayısında Kimsesiz çocuklar yurdu Kurumunun kısa tarihçesi yazılıdır. Bu yazı elbette Rousseau'nun da gözüne ilişmiştir. Adı verilmeyen yazar, Saint - Vincent de Paul'ün bu teşebbüsünü takdirle anmakta, önceleri sokağa bırakılmış çocukları barındırmak için kurulup yavaş yavaş herhangi bir sebeple ana-babasının besleyemediği çocuklara da sığınak olan bu kurumun dikkate değer bir şekilde geliştiğini açıklamaktadır. Çocuklar, kimsesiz Çocuklar Kurumuna, doğrudan, Hôtel - Dieu adı verilen düşkünler yurdundan alınmakta, ya da sütnineler, ebeler, hatta ana-baba eliyle getirilmekte idi. Böylece, Yurda alınan çocukların sayısı, 18'inci yüzyılın birinci yarısında adamakıllı yükselmişti. Makale yazarının verdiği resmi rakamlara göre: 1670 yılında Yurda 512 çocuk alınmış ve bu sayı şöyle gelişmiştir: 1680'de 892. 1690'da 1504, 1700'de 1738, 1730'da 2401. 1740'ta 3150. 1745'te 3234 çocuk. Yazar der ki: "Kanunlar, çocukların terkedilmesini uzun zaman suç saymış, fakat kanunların şiddeti, akıl ve tedbirin etkisiyle hafifletilmiştir. Çok geçmeden hakimler, bu konuda gösterdikleri şiddetin büyük mahzurlar meydana getirdiğini farketmişlerdir... Ondan sonra babalar ve anneler. insanlığa yakışmayan zalim 'bir yoldan çocuklarından kurtulmak ihtiyacını artık duymadılar (yani çocuklarını öldürmediler)". Bu yüz yılın ikinci yarısında Yurda bırakılan çocukların sayısı artmakta devam etti. Buffen, Histoire tıatu.relle : isimli kitabında, 1746 yılında bu sayının 3283, 1750'de 3785, 1772'de ise 7676 çocuğu bulduğunu açıklar. O tarihte ise Parisin nüfusu altı yüz bin idi. 1772 yılın da 18713 çocuk doğmuş, bunun 7676 sı, yani % 41'i Yurda bırakılmış. Terkedilen çccuklann 1/7 si meşru imiş. Kurumun tesisinden İhtilâl senesi olan 1789 a kadar 389963 çocuk Yurda kabul edilmiş. Yeni doğmuş çocuklar bir doktorun muayenesinden geçtikten sonra, köylerden sütnineler getirilinceye kadar onları beslemekle görevli rahibe hemşirelere teslim edilirdi. Rousseau, çocuklarını Yurda bıraktığı sıralarda, müesseseye bağlı birkaç sütnine vardı; fakat bir kıran, bebeklerin ölümüne sebep olunca, devamlı sütninelere yol verildi. 18'inci yüzyılda çocuk ölümü hâlâ yüksek oranda idi. Yurda teslim edilen bebeklerin % 70 i, daha yaşına girmeden ölüyordu. Sağ kalanlar taşrada yetiştirilir, çiftçi, rençber, ya da asker olurlardı. 1760'ta Yurda terkedilen 7000 çocuktan ancak 1200 tanesi beş yaşını aşabilmiştir.
Tanrılara gelince, Epikuros onların varlığına sıkı sıkıya inanır. Çünkü, tanrılar düşün’ünün yaygın varlığını başka türlü anlatamaz. Fakat, tanrıların, kendilerini insan dünyasının işleriyle sıkıntıya sokmadıkları kanısındadır. Onlar, Epikuros’un ilkelerini izliyen ve kamu yaşantısından kaçınan akılcı (rational) zevkçilerdir. Yönetim işleri, eksiksiz mutluluk ve huzurla dolu yaşantılarında hiçbir çekicilik duymadıkları gereksiz bir zahmettir onlar için. Doğallıkla, gizemli yöntemlere başvurarak geleceği söylemek, fala bakmak ve bu tür bütün edimler boş inanlardan ibarettir. Tanrı kayrasına (lütfuna) inanmak da böyledir.
Bilgi Yayınevi·Kitabı okudu
Felsefe
Kaan isimli okura yanıt verildi
Emre Uçar
Ve "bu anlatılanlar bana mantıklı gelmiyor" diyeni de "hatsst... at ateşe" yapması...