Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça…
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz, uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni…
Ertelediğimiz şeyle ilgili bir korkumuz vardır. İçimizdeki çocuğun korkusudur bu ve çocukluk dönemimize ait bir korkudur. İçimizdeki çocuk, yapılacak işin sonucunun içimizdeki anne-babayı yeterince memnun etmemesinden korktuğu için işe başlamayı ve onu yapmayı erteler. Bu korku ne kadar büyükse içimizdeki erteleme baskısı da artar.
Psikiyatride “af yanılsaması” adı verilen bir durum vardır. İdama mahkum edilmiş bir insan infazından kısa bir süre önce bile son dakikada affedilebileceği yanılsamasına kapılır. Biz de umut kuruntularına tutunmuş ve son dakikaya dek o kadar da kötü şeyler olmayacağına inanmıştık.
…
“Yani, çatlıyorum diyorsun öyle mi?” dedi. “Ah sevgili Aren, söylesene bu çatlama canımı ne kadar yakacak?”
…
“Canının ne kadar yanacağı aslında biraz da senin elinde Meryam. Çatlamalar ve kırılmalar hayatın en önemli dinamikleridir. Burada önemli olan kırılmanın nasıl yaşandığıdır. Yumurtayı düşün Meryam. Eğer yumurta içeriden kırılırsa hayat başlar. Yok, eğer yumurta dışarıdan kırılırsa işte o zaman bir hayat son bulur. Yani içten başlamayan dönüşümler ölümcüldür. Şu an hayatın bir kabuk ve elinde duruyor. Karar senin. Bir kırılma olacak ve bu kırılmanın nereden olacağı tümüyle senin elinde.”