Mahallemizde fazla aşk, fazla kediyi,
fazla kedi felaketi kovalardı.
Didem Madak
Pulbiber Mahallesi, Didem Madak’ın belki de en yaralı ama en parlak kitabı. Bu kitapta Madak, acıyla alayı, kederle direnci, çocukluk anılarıyla kadınlığın yükünü aynı sokakta yürütüyor. Pulbiber Mahallesi’ndeki her şiir hem yakıcı hem de sıcak; tıpkı bir yaranın üzerine sürülen baharat gibi, can yakarken iyileştiren bir tarafı var.
Madak’ın dili burada da kendine özgü: hem gündelik konuşma kadar sade hem de bir masal anlatıcısının dokunuşu kadar büyülü. Şair, kendi acılarını saklamıyor; onları süslemeden, makyajlamadan olduğu gibi bırakıyor sayfanın üzerine. Ama bu açıklık asla zayıflık değil — aksine, şiirlerine güç veren damar tam da burası.
Kitap boyunca annesini yeniden çağıran sesler, hayatın kırılmış oyuncakları, yalnızlıkla yapılmış anlaşmalar ve hayata rağmen kurulan minik mutluluklar var. Madak, dünyayı bazen kız çocuğu gibi kırılgan, bazen yetişkin bir kadın gibi isyankâr, bazen de bir şair gibi metne ağırlık vermeden anlatıyor.
Vefatından sonraki şiirleri için ise “Ardından” adlı bir bölüm eklenmiş.
İyi okumalar… Şiirli günler…
ben ne zaman öleceğim tanrım
sabah olunca mı
keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
Didem Madak
Grapon Kağıtları, Didem Madak’ın en yoğun ve içsel şiirlerinin toplandığı bir kitap. Madak burada hayatın kırılgan yanlarını, çocukluğun ve kadın olmanın ağırlığını, kayıpları ve unutulmuş anıları şiirlerine taşımış. Her şiir bir anlık nefes gibi, bir yandan masumiyetle dolu, bir yandan da hüzün ve direnişin birleştiği bir dil sunuyor.
Madak’ın dili bu kitapta da sade, ama aynı zamanda son derece ritmik ve etkileyici. Günlük konuşma dilini şiirle ustaca harmanlayarak hem okunabilirliği yüksek hem de içsel bir derinlik yaratmış. Şiirlerdeki imgeler ilk bakışta naif görünse de, her mısrada yavaş yavaş büyüyen bir iç sıkıntısı, bir özlem ve hayata karşı sessiz bir başkaldırı hissediliyor.
İyi Okumalar...
Ah...dedim sonra
Ah!
Didem Madak
Didem Madak’ın hem yaralı hem de parlak sesini duyduğumuz bir kitap. Şair burada acının, çocukluğun, anne kaybının ve kadın olmanın ağırlığını; masumiyetle alayın, hüzünle direnişin iç içe geçtiği bir dille anlatıyor.
Onun dili öyle sade ve etkileyicidir ki, hem esnetebildiği kadar dili esnetir, hem de günlük konuşma diliyle çok akıcı şiirler yazar.
Kitap boyunca Madak, acıyı estetize etmeden, tam da olduğu gibi, “makyajsız” bir gerçeklikle sunar.
Şiirlerdeki imgeler ilk bakışta naif gibi dursa da, her mısrada yavaş yavaş büyüyen bir iç sıkıntısı, bir anne özlemi ve hayata karşı sessiz bir başkaldırı vardır.
Şiiri sevenlerin mutlaka okumasını öneririm.
Dava, sadece bir roman değil; bir uyarıdır.
“Suçlu doğduk” mu, yoksa sistem mi bizi suçlu kılar?
Kafka, bu soruyu sorar ama cevap vermez — işte bu da onu zamansız kılar.
Eğer bürokrasi, adalet ya da insanlık hâli üzerine düşünmek istiyorsanız, mutlaka okunması gereken bir eser.
Psikolojik derinliği ve evrenselliği, kitabın en güçlü yanları arasında.
Yalnız, avukatla geçen bölümler hem okuma temponuzu yavaşlatabilir hem de bir miktar tekrar hissi yaratabilir.
Yine de İş Bankası Kültür Yayınları çevirisi mükemmel derecede başarılı.