Semih

Semih
And you know life's too hard to figure out alone... Alan Parsons
ve sonsuza dek mutlu yaşadılar...
Puan vermedi·168 syf.·
2026 5. kitabı
Erkekler beni artık hiç çekici bulmuyor diye üzülen bir kadın, şok eden olaylar silsilesinin perdesini aralıyor. Nasıl mı? Sevgilisine dert yanarak! Dur bir saniye, bu bir ilişkinin hangi seviyesi diye biz okurlar düşünürken, bazı sebeplerden ötürü kendisiyle asla evlenilmeyeceği önceden bildirilmiş sevgili damat adayımız olaya giriyor. Şey yani birlikte yaşadığı adam! Tamam yasal bağlayıcılık yok ama karşılıklı sevgi, saygı nerede? Bizler kendisinden "- Ne diyon la sen değişik" girişini beklerken damat olamayacak damadımız ne yapsa beğenirsiniz? Hâlâ başka adamlar tarafından da arzulanacak bir kadın olduğuna ikna girişimi başlatıyor. (Şu andan itibaren ocak dışındasın yavru kurt!) Sonrasında bir takım tatsız olaylar, arkadan çevrilen işler, gizli saklı adımlar vs. Yazar farklı bakış açıları ile hikayeyi ele alırken okuyucuyu bağlamak adına, bir gizemi ortaya çıkarmaya çalışan dedektif misali soru-cevaplar şeklinde bir kurgu oluşturmuş. Acaba öyle mi, acaba böyle mi diye hatalı çıkarımlarla sizleri istediği sona ulaştırmaya çalışıyor. Ancak bir yerden sonra ilerleyişi basit bulmuş olacak ki, hiç beklenmeyen bir iş yapıyor ve hikayeyi tamamen soyut bir katmana taşıyor. Bu da okuyucuya ben ne okudum şimdi, buraya nereden geldik gibi sorular sorduruyor. Duygu aktarımı için bence bu tip yöntemler başarılı işliyor çünkü ortada bir boşluk varsa okuyucu kendi yaşanmışlıklarından veya o anki duygu durumundan bir şeylerle hikayeyi bütünleştirerek memnun devam edebiliyor. Yazar bunu hissettirmek istemiş diye kendine telkinde bulunup mutlu ayrılabiliyorsun. Hâlbuki tamamen başka bir hissi geçirmeye çalışmış da olabilir. Yine de bana göre, kitapta ne olduğunu tam tarif edemediğim bir eksiklik, bir olmamışlık var. Belki de yazarın amacını anlayacak seviyeye
KimlikMilan Kundera · Can Yayınları · 20132,563 okunma
Reklam
Puan vermedi·96 syf.·
2026 3. kitabı
Güzel günler görür müyüz diye ümitlendiğimiz bu yıl da savaşlarla başladı. Genç-yaşlı, kadın-çocuk demeden insanlar öldürülmeye devam ediyor. Uzakta olan bizler için her şey sayılardan ibaretken, içinde olanların yaşadığı acıları tam olarak anlamanın mümkün olduğunu sanmıyorum. Yine de ibretlik bazı yaşanmışlıklar var ki, neden savaş çığırtkanlığı yapmamak gerektiğini çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Sadako küçücük bir çocuk. Daha neler olup bittiğini yeni yeni anladığı dünyada tek dileği koşmak. Ancak yapamıyor, vücudunda bir problem var, ne kadar görmezden gelmeye çalışsa da vücudu bir yerde dayanma sınırına ulaşıyor. Savaş hastalığıymış, öyle söylüyorlar, sonrası yokuş aşağı... Milyonlarca insanın hayatını kaydıran ve nesillerce sürecek acılara sebep olan bir karar verilmiş, atom bombası kullanılmış. Yıllar sonra ufacık bir çocuk kendisini hastanede buluyor. Her şeye rağmen cesur, her şeye rağmen ümitli. Kağıttan bin tane turna kuşu katlamak her şeyi geride bırakacak dileğini dilemek istiyor. Katladıkça daha güzel turna kuşları ortaya çıkıyor, onu destekleyen herkes hastaneye bulabildiği kağıtları getiriyor. Ancak her bitirdiği turna kuşundan sonra biraz daha yorgun düşüyor. Kısa ancak etkileyici bir kitap. Her şeyin en baştan belli olduğu ancak bunun önemli olmadığı kitaplardan birisi. Zaten hayatımız yeterince yorucu daha fazla yükü kaldıramam mı dersiniz, yoksa ne hayatlar var, ne olursa olsun halimize şükür mü dersiniz bilemiyorum. Tercih size kalmış. Dipnot: Kitabın sonunda turna kuşu katlamayı tarif eden bir bölüm de var. Ancak okuduğum baskıda şöyle ufak bir hata var: "Turnayı yapmak için 15cm x 20cm ebatlarında kare şeklinde ince bir kâğıda" ihtiyaç olduğu söyleniyor. Ölçüler (dikdörtgen) mi doğru yoksa kare ifadesi mi doğru diye
Hayata Dair
Sadako ve Kağıttan Bin Turna KuşuEleanor Coerr · Beyaz Balina Yayınları · 202113,4bin okunma
TV’de Sterilizasyon, Markette Gramaj, Hayatta Enflasyon...
Puan vermedi·192 syf.·
2026 4. kitabı
Her alanın kendine göre bir teknik dili (jargon) oluyor. Artık ihtiyaçtan mı dersiniz, özel ve farklı hissetmek için mi dersiniz, herkes anlamasın yoksa tadımız kaçar biz bize iyiyiz şöyle düşüncesi midir bilemem. Ancak iş bazen öyle noktaya geliyor ki, herkesin Türkçe konuştuğu bir ortamda hiçbir şey anlamayabiliyorsunuz. "Sterilizasyon politikasının fiskal baskı altında işlevsizleşmesi, enflasyonist beklentilerin çıpalanmasını güçleştirerek para otoritesinin güvenilirliğini aşındırmaktadır." Ne oluyor, kim kime ne yapıyor, olumlu mu, olumsuz mu, sonuç ne? Ekonomist olmayacaksanız çok derinlere dalmaya gerek yok tabii, ancak markette tuvalet kağıdı seçerken; bu 3 katlı değil, bunun metresi kısa, bunun gramajı az diyen dayının da söylediği gibi, "hepimizi ekonomist yaptılar yiğenim!" O zaman gelsin kamu spotu: Temel seviyede ekonomi bilgisi şart. Cari denge nedir? Dış borç nedir? Dış borcun faizi nedir, bu faizi kimler nasıl öderler? Sınırsız para bassak olmaz mı? Enflasyon nedir? Enflasyonu tek haneli %1-%2 olan ülkeler var; biz pek alışık değiliz. Ekonomileri güçlü olmasına rağmen neden enflasyonu sıfıra, hatta eksiye indirmiyorlar? Çünkü mesele sadece fiyatların düşmesi değil. Yarın bir şeyin daha ucuz olacağını düşünürsen bazı harcamalarını erteleyebilirsin; özellikle ertelenebilir alışverişlerde bu davranış yaygınlaşır. Talep azaldıkça ekonomi yavaşlar. Üstelik fiyatların sürekli düştüğü bir ortamda borçları ödemek giderek zorlaşır. Faizi düşük kredilerin geri ödemelerinin 5 yıl içinde nasıl cep harçlığına döndüğünü hatırlayın! İşte negatif enflasyonda bunun tam tersi olma ihtimali var. Bu yüzden merkez bankaları genellikle enflasyonu tamamen sıfırlamak yerine düşük ama pozitif bir seviyede tutmayı tercih eder. Kitap başlığından da
Ekonomi
Örneklerle Kolay EkonomiMahfi Eğilmez · Remzi Kitabevi · 20153,315 okunma
Eğitim
İçlerinde bir şey vardır gençlerin, vahşi ve kural tanımayan, uygarlığa ters düşen bir şey, ilkin bunun sökülüp atılması gerekir; tehlikeli bir alev vardır, ilkin bunun bastırılması, ayaklar altında çiğnenerek söndürülmesi gerekir.