𝐁𝐞𝐧 𝐡𝐞𝐩 𝐚𝐧𝐧𝐞𝐦𝐢𝐧 𝐬𝐞𝐬𝐬𝐢𝐳𝐜𝐞 ö𝐫𝐝üğü 𝐨 𝐠ö𝐫ü𝐧𝐦𝐞𝐳 𝐤𝐚𝐛𝐮ğ𝐮𝐧 𝐢ç𝐢𝐧𝐝𝐞 𝐲𝐚ş𝐚𝐝ı𝐦. 𝐒𝐚𝐝𝐞𝐜𝐞 𝐠üç𝐥ü 𝐨𝐥𝐦𝐚𝐦 𝐠𝐞𝐫𝐞𝐤𝐭𝐢ğ𝐢 öğ𝐫𝐞𝐭𝐢𝐥𝐦𝐢ş𝐭𝐢 𝐚𝐦𝐚 𝐢ç𝐢𝐦 𝐩𝐚𝐫𝐚𝐦𝐩𝐚𝐫ç𝐚𝐲𝐝ı. 𝐁𝐚𝐛𝐚𝐦ı𝐧 ö𝐥ü𝐦ü𝐧𝐝𝐞𝐧 𝐬𝐨𝐧𝐫𝐚 𝐝𝐚 𝐲𝐚𝐯𝐚ş 𝐲𝐚𝐯𝐚ş 𝐢ç𝐢𝐦𝐝𝐞 𝐞𝐤𝐬𝐢𝐥𝐝𝐢𝐦. 𝐎 𝐲𝐨𝐤𝐥𝐮𝐤 𝐡𝐞𝐩 𝐬𝐮𝐬𝐭𝐮ğ𝐮𝐦 𝐛𝐢𝐫 çığ𝐥ı𝐤 𝐡â𝐥𝐢𝐧𝐞 𝐝ö𝐧üş𝐭ü. 𝐊ö𝐭ü 𝐛𝐢𝐫 𝐛𝐚𝐛𝐞𝐫 𝐚𝐥𝐦𝐚𝐤𝐭𝐚𝐧, 𝐭𝐞𝐫𝐤 𝐞𝐝𝐢𝐥𝐦𝐞𝐤𝐭𝐞𝐧, 𝐛𝐚𝐛𝐚𝐦 𝐝𝐚 𝐨𝐥𝐝𝐮ğ𝐮 𝐠𝐢𝐛𝐢 𝐚𝐜ı ç𝐞𝐤𝐦𝐞𝐤𝐭𝐞𝐧... 𝐲𝐚𝐥𝐧ı𝐳 𝐤𝐚𝐥𝐦𝐚𝐤𝐭𝐚𝐧 𝐤𝐨𝐫𝐤𝐭𝐮𝐦. 𝐕𝐞... 𝐯𝐞 𝐬𝐨𝐧𝐮𝐧𝐝𝐚 𝐛𝐢𝐫 𝐚𝐩𝐭𝐚𝐥 𝐠𝐢𝐛𝐢, 𝐛𝐢𝐫 𝐤𝐨𝐫𝐤𝐚𝐤 𝐠𝐢𝐛𝐢 𝐨𝐧𝐮 𝐭𝐞𝐫𝐤 𝐞𝐭𝐭𝐢𝐦."
Alıntı
g ü n a y d ı n , i y i p a z a r l a r .
Bizim gibi küçük mahluklar bu enginliğe yalnızca sevgiyle katlanabilir.
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sellers bu işi sadece tehditle bitirmemeliydi bence,
1725'te yapılan bu tür bir tetkik sırasında polis memuru Joseph Sellers meşhur oğlancı Mark Partridge'e çeşitli erkek genelevi ziyaretlerinde eşlik etti ve bu ziyaretlerde onun "kocası" rolünü oynadı. O geceki duraklardan biri Drury Lane'deki Tobacco Rolls Meyhanesi'ydi. Burada Portakal Deb lakaplı bir portakal satıcısı Sellers'ın yanına yaklaştı. Sellers olanları mahkemede şöyle anlatacaktı: "Ellerini kalçalarıma yapıştırdı, dilini ağzıma soktu ve benim tadıma bakmak için kilometrelerce öteye bile gidebileceğine yemin etti." Portakal Deb "arkaya gidip yapmak istediği şeye izin vermesi" için Sellers'a yalvardı. Bu, Deb'in Sellers ile oynaşmak ya da sadece arka odaya gitmek istediği anlamına gelebilirdi. Sellers her iki seçeneği de reddetti. Daha sonra Portakal Deb, Sellers'ın kucağına “çıplak" oturmayı teklif etti. Bunun üzerine tepesinin tası atan Sellers şömineden kor maşayı kaptığı gibi onu "[Portakal Deb'in] g.tüne sokmak" tehdidini savurdu.
Sayfa 291 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Cinsel imgeler antik dünyada yasak değildi. "Pornografi" sözcüğü Yunanca pornographe sözcüğünden gelmektedir ve "orospularla ilgili yazı" anlamı taşımaktadır. O zamanlar bu tür yazılar çoktu. Ayrıca Atina görkemli dik penislere sahip Hermes heykelleriyle doluydu. "Obscene" (müstehcen) sözcüğü hem "açık saçık ve pis" hem de "penis" anlamına gelen ve çoğul kullanıldığında cinsel organları veya kıçı ifade eden Yunanca caenum sözcüğünden gelmektedir. Ama scaena yani "stage” sözcüğünden türemiş ve ob öneki aldığında "offstage", yani alenen sergilenmeye uygun olmayan şeklinde bir anlam kazanmış da olabilir. Etimolojisi ne olursa olsun, açık saçık cinsel yazılar ve resimler Roma'nın her yerinde bulunuyordu ve çoğunun amacı tüketicileri cinsel olarak uyarmaktı. Rönesans Avrupası'nın eğitimli sınıfları, Yunan ve Roma klasiklerini yeniden keşfettiğinde, çoğu kimse Ovidius'un erotizmine ve Martialis ve Juvenalis'in müstehcen dizelerine özel bir ilgi gösterdi. Rönesans gençleri ve yaşlıları antik dönemin açık saçık yazılarından ve seks betimlemelerinden haz alıyorlardı. Fakat "klasiklerle mastürbasyon yapan" çokça eğitimli insan vardıysa da dolaşımdaki cinsel materyal nadirdi. Basım tekniklerinin gelişmesine kadar pornografi malzemeleri, özel tüketim nesneleri oldular. 15. yüzyılın sonunda modern basım ve çoğaltma teknikleri kullanılmaya başladığında, kişisel hazlar kamusal bir olguya dönüştü. Kısa sürede pornografik materyaller bütün sosyal sınıflara ulaştı. Bu materyaller elyazması olarak kalıp sadece seçkinler arasında dolaş-saydı, cinsel tasvirlere muhtemelen sansür uygulanmayacaktı ama pornografi yaygın bir tüketim malzemesi haline gelince sekiler ve dini yetkililer bu yeni olguyu kontrol edip cezalandırma telaşına kapıldılar. Basılı pornonun ilk versiyonları, elyazması
Sayfa 198 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Kur'an'da Dua Âyetleri (A'râf 7/23)
【𝐾â𝑙â 𝑟𝑎𝑏𝑏𝑒𝑛â 𝑧𝑎𝑙𝑒𝑚𝑛â 𝑒𝑛𝑓𝑢𝑠𝑒𝑛â 𝑣𝑒-𝑖𝑛 𝑙𝑒𝑚 𝑡𝑎ġ𝑓𝑖𝑟 𝑙𝑒𝑛â 𝑣𝑒𝑡𝑒𝑟ℎ𝑎𝑚𝑛â 𝑙𝑒𝑛𝑒𝑘û𝑛𝑒𝑛𝑛𝑒 𝑚𝑖𝑛𝑒-𝑙ḣâ𝑠𝑖𝑟î𝑛(𝑒)】 _________________________________ “𝔼𝕪 ℝ𝕒𝕓𝕓𝕚𝕞𝕚𝕫! 𝔹𝕚𝕫 𝕜𝕖𝕟𝕕𝕚 𝕟𝕖𝕗𝕚𝕤𝕝𝕖𝕣𝕚𝕞𝕚𝕫𝕖 𝕫𝕦𝕝ü𝕞 𝕖𝕥𝕥𝕚𝕜. 𝕊𝕖𝕟 𝕓𝕚𝕫𝕚 𝕓𝕒ğış𝕝𝕒𝕞𝕒𝕫 𝕧𝕖 𝕓𝕚𝕫𝕖 𝕞𝕖𝕣𝕙𝕒𝕞𝕖𝕥 𝕖𝕥𝕞𝕖𝕫𝕤𝕖𝕟, şü𝕡𝕙𝕖𝕤𝕚𝕫 𝕓𝕚𝕫 𝕫𝕒𝕣𝕒𝕣𝕒 𝕦ğ𝕣𝕒𝕪𝕒𝕟𝕝𝕒𝕣𝕕𝕒𝕟 𝕠𝕝𝕦𝕣𝕦𝕫.” [A'râf 7/23]
Sayfa 41 - Siyer Yayınları, [Gözden Geçirilmiş] 16. Baskı, Ekim 2022·Kitabı okudu
Zaman," dedi Austerlitz o gün Greenwich'in yıldız gözlem odasında, "insanoğlunun bütün icatları arasında açık ara en yapayıdır ve kendi ekseni çevresinde dönen bu gezegene bağımlılığı nedeniyle en az bir ağacın büyüme veya bir kireç taşının parçalanma süresini ölçü alan bir hesaplama kadar keyfidir. Üstelik esas aldığımız güneş günü de zaten gerçek bir ölçü olmadığından, zamanı hesaplayabilmek için hareket hızı değişmeyen ve yörüngesinde Ekvator'a doğru eğimli olmayan hayalî bir ortalama güneş yaratmak zorunda kalmadık mı? Newton gerçekten zamanın Thames gibi bir nehir olduğunu söylediyse," dedi Austerlitz ve geniş bir büklüm çizerek Köpekler Adası'nı çevreleyen ve günün son yansımasıyla pırıl pırıl parlayan suya işaret etti pencerenin ardından, "eğer Newton gerçekten böyle bir şey dediyse, öyleyse zamanın kaynağı nerede ve en sonunda hangi denize dökülüyor?"
Sayfa 94 - Can Yayınları
1000Kitap