K A N L I O Y U N
Sonunda o en diri anlamına varırım
Sonunda ölümün yaşamanın gelip geçmenin
Sonunda yaban denizlerin sürek avlarının
Sonunda
Kuzuların o doğar doğmaz arayıp yediği
En güzel kuşları tüylendirip uçuran
Bir yere geliyorum boş tenekeler
Kirli sular bulanık sular temiz sular
Bir yere geliyorum karşı geçe bozgun
Üç çağın kocaman kocaman yatan gölgesi
Akşamüstleri ellerim boş değil
Topraklar taşlar altın tozları benden uzaklar
Bir türkü beriden bana benden ötelere
Üçe kadar sayıyorum bu geçedeyim
Korkmuyorum kaçak değilim iğretiyim
Bu türküye kimseyi katmıyorum
Sonunda böylesi daha iyi
Kısrak sağrılarını düşünmek daha iyi
Hayvan yemlerini otları düşünmek daha iyi
Sarsmayın iğretiyim daha iyi
Sonunda belki bulamam
Belki istemem
Sonunda kanlı oyu
Babası bir deniz tanrısına âşık olmuştu. Tanrı'nın adı Osidisen'di ve ebeveynleri, Kissen ve ağabeylerini tanrının onlara gösterdiği ilginin şerefine isimlendirmişti: Tidean "gelgit üstünde," Lunsen "sudaki ay," Mellsenro
"yuvarlanan taşlar" ve Kissenna da "denizin aşkından doğan"
anlamına geliyordu. Osidisen ağlarını balıklarla doldurup çocuklarına, ne zaman fırtınanın içine dalmaları, ne zaman ondan
sakınmaları gerektiğini öğretti ve her gün avlarıyla birlikte eve
sağ salim dönmelerini sağladı. Kissen ve ailesi, denizin onlara
verdikleriyle büyüdü.
Gelgelelim deniz tanrısı Talicia topraklarına şans getirmedi.
Sonunda da tepelerdeki köylerde yaşayanlar Ateş Tanrısı Hseth
ve onun zenginlik vaatlerine kandı.
Herkes ateşi sevenlerin servetinin peşindeydi. Talicialılar,
Hseth adına teknelerini yakıp silahlar yapmak, pirinci ısıtmak
ve çınlaması falezden dağ sınırına dek duyulan büyük çanlar
dövmek için ormanlarındaki ağaçları kestiler. Osidisen'in suları
boşaltıldı ve toprağın üzerinden dumanlar yükseldi. Çok geçmeden daha başka, daha karanlık şiddet öyküleri şehirlerden
köylere yayılır oldu: Ateş tanrısı adına kurbanlar veriliyor, avlara çıkılıyor ve istenmeyen kişiler temizleniyor, onu memnun etmek
için düşmanlar ve köklü aileler ateşe veriliyordu.
Bir gece, Mellsenro'nun parmaklarına mürekkeple isminin
yazıldığı on ikinci yaş gününden sonraki gece, on bir yaşındaki
Kissen tuhaf bir şekilde yoğun ve tatlı kokan bir dumanla
uyandı. Duman boğazını yakıyordu.
Kissen kendine geldi ve ağızlarına kumaşlar örtülü, yüzleri kömür tozuyla sıvanmış ve saçlarında küçük lambalar gibi
parlayan çanlar olan adamlar tarafından taşındığını fark etti.
Kissen'ın kolu bacağı kıpırdamıyordu ve göğsü, rüya âleminden
çıkamamış gibi ağırdı. O tatlı dumanı tanımıştı: Bu, sless tohumlarının
- "Birden camın önünde biri durdu."
- "Kim?"
- "Kim olacak, Suna."
Mualla'nın kızı Suna. Genç irisi derler ya öyle işte. Basbayağı yeri incitmek istemezmiş gibi minik adımlarla bir salınışı vardır, görmeli. Bundan olacak "İncitmez" lakabını takmışlar. Tüm kasabanın gözü üstünde. Gelip öylece cam önünde duruvermiş. Bir camaltı resmi gibi. Sen say Çin padişahının kızı. Doğrudan Turan'a bakıyor. Oğlan içeride, cam gerisinde. Kızı görür görmez çarpılmış. Venüs'ün "Nü"sü, biçimden çıkmış. İki kolu yanına inmiş, yaprak gibi titriyor. Kız pirelenip içeri girmesin mi? "N'oldu Turan Bey," diyerek gelip elini tutmasın mı? Bizimki zaten üfürsen düşecek, o temas sonucu yıkılıvermiş. Mualla Hanım, dükkanda olan müşteriler kolonya falan koşturmuşlar, Turan onca kadının arasında az sonra ayılıvermiş.
"Eli elime değdi de,
Hem ben yandım hem kendi,"
diye türküye başladım.
Turan: "Dalganın yeri değil," diye susturdu. Meyus ve umutsuz... "Sadece ben yandım abi, kızın umurunda mı?"
"Hey Kaptan! Bizim Kaptan!" Diye bağırtı Todd.Keating dönerek Todd'a baktı.Tüm bakışlar ona çevrildi.Todd bir ayağını destek yaparak sıranın üstüne çıktı ve gözyaşlarına karşı koymaya calışarak Keating'e baktı..
ey inanmanın yasası, tılsımı sesimizin
verin güzelliğinizi kadınıma
ve gece: her uyuyuşun kan, her uyanışım rüzgar
yine atıldı uzaklığın düğümüne bir ilmek daha
a ş k l a r : s ı k ı y ö n e t i m !