"Bana ne getirdin?" diye sordu.
"Sen bana ne getirdin?" diye karşılık verdim.
Sınrıttı. "Armut olduğunu zanneden bir elmam var," diyerek onu gösterdi. "Ve kedi olduğunu sanan bir ekmeğim. Bir de marul olduğunu sanan bir marulum."
"Demek ki akıll bir marulmuş."
"Hiç de bile," diye nazikçe homurdandı.
"Akıllı bir şey hiç kendini marul zanneder mi?"
"Bir marul olduğu zaman bile mi?" diye sordum
"Özellikle o zaman." dedi Auri.
"Marul olmak yeterince kötü zaten. Bir de öyle olduğunu düşünmek ne feci." Başını kederle iki yana sallarken saçları su altındaymış gibi bu hareketi taklit etti.
Bohçamı açtım. "Sana biraz patates, yarım bir kabak ve bir somun ekmek olduğunu sanan bir șişe bira getirdim."
"Acaba kabak ne olduğunu samıyor?" diye merakla sordu, başını eğip ona bakarak. Ellerini arkasında kavuşturmuştu. "Aslında bir kabak olduğunu biliyor," dedim. "Ama batan güneş rolü yapıyor."
"Peki ya patatesler?" diye sordu.
"Onlar uyuyorlar," dedim. "Ve korkarm soğuklar."
Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? ilk âdet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düştüğünde mi?
Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş hissetmez kendini.
Son nefesini içi arzularla, heyecanlarla dolu bir kız olarak verir.
Her şeydeki yani kendimdeki tekdüzelikten kurtulmak uğruna bir kulübeye ya da mağaraya kaçmaya hazırım ama kendi varlığımın bir özelliği olan tekdüzeliği gittiğim her yere taşıyacağımı bile bile o kulübeye gitmeli miyim acaba?
Seni o kadar seviyorum ki, biliyor musun senden artık vazgeçmeyecek kadar seviyorum seni. Bazen aşk öfkeleriyle içimin parçalandığı zamanlarda da hep seni görmek istiyorum. Kendi kendime diyorum nerededir acaba? Başka kadınlarla mı konuşuyor? Şimdi kadınlar ona gülümsüyor, o da onlara yaklaşıyor. Daha güzelleri var ama ben hepsinden daha iyi sevmesini bilirim!