"Ölüm dedikleri bu mu acaba Rıfat Bey?" diye geçirdi içinden. "Yavaş yavaş uzaklaşıyor gibiyim tutunduğum her şeyden. Tüm yaşarnım gözlerimin önünden hızla geçip gidiyor. Yetişemiyorum. Elimi uzatıyorum, tutamıyorum. Her şey sisli, puslu... Fakat karanlık değil. O kadar parlak ki gözlerim kamaşıyor; beynim uyu-şuyor sanki... O ışık her yanımı kapladı. Beni sarıyor. Tanrım, ne kadar parlak bir ışık bu."
Sizce insan değişir mi? Hakikaten ve büsbütün bir değişim mümkün mü biz faniler için? Yoksa yedisinde ne isek yetmişinde de o muyuz aslında? Hani soğan katmanları gibi bizi sarıp sarmalayan tüm o paye ve kisveleri çekip alırsak aradan, dönersek öze, özümüze; çocukken taşıdığımız yürek ile ellisinde/sekseninde taşıdığımız yürek aynı mıdır acaba?