“Deniz gören masa diye bir şey var bu hayatta. İnsana son derece gösterişli, alımlı, cazip bir vaatte bulunuyor. Deniz görmek demek, burada kendini iyi hissedersin demek. Burada bir mutluluğa ortak olacaksınız demek. Bir ayrıcalık kazanıyorsun bu masaya yerleşerek. Sadece iyi günlerde değil, bir şeyler kötü gitmeye başladığında da ihtiyaç duyduğun teselliyi burada bulabilirsin demek.”
Biri beni anlasın, biri beni gerçekten anlasın; yıllardır kaybolduğum o köhnemiş, toz toprak içindeki, yıkılmaya yüz tutmuş metruk binadan çıkayım. Gökyüzünü göreyim. İçine kapatıldığım bu tuhaf esaret son bulsun istedim. Biri beni anlayarak özgürleştirsin. Ruhumu serbest bıraksın alıkonduğu o daracık mahremden. Biri beni anladığını söylesin ve bir çift kanat taksın yorgun omuzlarıma. Ayaklarımda derman kalmadı çünkü, kalbimde derman kalmadı.
Kılık kıyafeti, işi gücü, cinsi meşrebi, dini diyaneti ne olursa olsun önce insan diye bakmazsan,surette, kıyafette takılırsan, yarın öbür gün aynısına maruz kalırsın.
Hayatın en acımasız taraflarından biri de en çok unutmak istediklerimizi bir gün mutlaka anlatmak zorunda kalmamız.Unutmak diye bir şey yok.Unutmak diye bir şey var.Unutmak diye bir şey var ya da yok.Bir yerden sonra o da anlamını yitiriveriyor.