Yalnız olmadığım zamanlarda bile yalnız hissetmeye alışıktım. Yalnız olmanın, çevredeki insan sayısıyla ilgisi olmadığını artık biliyordum, benim yalnızlığım içimdeki sıkıntıyı kimseye açamı yor oluşumdan geliyordu ve ben bu derdi, kendimļe toprağın altına götürecektim.
Alıntı
Acami için dünyanın durumu Huntington'un sandığından çok daha tehlikelidir, olaylara sadece siyaset ve etnik olarak yaklaşmak yeterli olamaz ve Acami haklıdır çünkü kentler durmaksızın üreyen, para kazanmaktan başka birşey düşünmeyen ve birbirlerini öldüren milyonlarca insandan oluşmuş suursuz kalabalıklarla doludur. Batının en düşük düzeydeki pop kültüründe kaybolmuş ve antik kabile kini taşıyan bu insanlar, hiçbir farkı ve kökeni düşünmeksizin ki, yetersiz ve harap evlerinde limuzin ve seks düşleri kurmaktadırlar ve bunun sonu terörizme, ölüme ve hatta canlı bombalara ulaşmaktadır. Gerilla düzeyindeki bitimsiz çatışmaların dalgaları henüz çok şiddetli olmasa da kıtaları aşmakta, artık farkedilebilir kesişmeler oluşturmakta ve kolay tanımlanamamaktadırlar. Kısacası günümüzün dünyası teknoloji ve nüfus dışında bu yönde Antik Çağ'dan farklı değildir.
Sayfa 337·Kitabı okudu
Kıyamet
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Şimdi soru şu: Nasıl oldu da Katar gibi Kıbrıs büyüklüğünde bir yarımada, son yirmi yıl içinde Ortadoğu ve dünya dengelerini tehdit edici bir güce kavuştu? Bu gücü sağlayan elbette orada yaşayan (ve büyük çoğunluğu köle gibi çalışan yabancı işçilerden oluşan) insanların özel yetenekleri değildi. Bu gücü yeraltından çıkarılan zenginlikler sağlamıştı: Petrol, doğalgaz, özellikle de likit doğalgaz! Katar'ın dünya üretiminde ilk sıralarda yer aldığı bu unsurlar, ülke ekonomisinde, 2014'te, 210 milyar dolarlık bir değere yükselmişti. 1995'ten itibaren petrol ve doğalgaz gelirlerindeki sıçrama, özellikle de likit gaz ihracatında ülkenin dünyada ilk sıraya oturması, aslında son diplomatik krizi büyük resim içinde açıklayıcı niteliktedir! 1995 yılında Katar bir saray darbesi yaşamış ve Haziran ayında Başbakan Hamad bin Halifa el Tani babasını tahttan indirerek kral olmuştu. Usul buydu; zaten azlettiği babası da 1972'de kuzenini devirerek tahta oturmuştu. Ne var ki Hamad el Tani ile Katar' da bir "Islahat" dönemi başlıyordu. Bu "Islahat"ın en önemli maddesi -dört yıllık bir hazırlıktan sonra Nisan 2003'te ilan edilen- bir anayasa idi. Siyasi partilere izin vermeyen bu anayasaya göre bir Danışma Meclisi (Meclis al Şura) kuruluyor ve 45 üyeden oluşan bu meclisin otuz üyesi seçimle geliyordu. Diğerlerini de Emir tayin ediyordu. Seçme ve seçilme hakkı kadınlara da tanınmıştı. Üstelik kadınlar (yönetici zümre dışında pratik bir anlam taşımasa da) giyim kuşamlarında da özgür idiler. Ayrıca anayasa her türlü inanç özgürlüğünü de tanımıştı. Yine de dönemin asıl büyük atılımı medya alanında gerçekleşti: Al Jazeera TV'nin kurulması, haberleşme özgürlüğünde ülkeyi Arap dünyasında "örnek" konuma sokmuştu. Oysa aslında Katar usulü Vahabizm'in de sınırları vardı ve bu "örnek" ülkede
Cerrahi asistanlık özet
“Adamın iflahı işte o hastane dediğin yerde kesilir.Belli senin bu doktor milletinden habarın yok… Aslan kardeşim, orada hastaya bakmazlar, acamı doktorlara ders gösterirler.Ellerine bir düştün mü yakanı kurtarabilirsen aşkolsun.Kesip biçecek insan lazım onlara… Adamın karnını bir yardılar mı, yandı fıkara gayrı… Hasta olan yerini de deşerler, hasta olmayan yerini de… Oranın usulü öyle… Yeni yetişen doktorlar bakacaklar, afat olan yer ile sağlam yeri ayırt etmesini öğrenecekler.O profesör dediğin hastaya elini bile değmez, Başına kum gibi üşüşen parmak kadar oğlanlara, kızlara; ‘Kes şurayı ,kes burayı’ der, o zibidiler de çalarlar bıçağı.Allah yardımcın olsun.”
Sayfa 38
"...Belli, senin bu doktor milletinden habarın yok... Aslan kardeşim, orada hastaya bakmazlar, acami doktorlara ders gösterirler. Ellerine bir düştün mü yakanı kurtarabilirsen aşkolsun. Kesip biçecek insan lazım onlara... Adamın karnını bir yardılar mı, yandı fıkara gayrı... Hasta olan yerini de deşerler, hasta olmayan yerini de... Oranın usulü öyle..."
Böbrek·Kitabı okudu
“Adamın iflahı işte o hastane dediğin yerde kesilir. Belli, senin bu doktor milletinden habarın yok... Aslan kardeşim, orada hastaya bakmazlar, acamı doktorlara ders gösterirler. Ellerine düştün mü yakanı kurtarabilirsen aşk olsun. Kesip biçicek insan lazım onlara... Adamın karnını bir yardılar mı, yandı fıkara gayrı... Hasta olan yerini de deşerler, hasta olmayan yerini de... Oranın usulu öyle...Yeni yetişen doktorlar bakacaklar, afat olan yer ile sağlam yeri ayırt etmesini öğrenecekler. O profesör dediğin, hastaya elini bile değmez, başına kum gibi üşüşen parmak kadar oğlanlara, kızlara: ‘Kes şurayı, kes burayı!’ der, o zibidiler de çalarlar bıçağı. Allah yardımcın olsun.