Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancıla-ra boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi ar-zulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
"Gün gelir, hatırlamak bile bir acı olur.
Gençlik aşkı, sevinci, daha dünkü ümidi...
Yumruklasan göğsünü bir boş yankı duyulur.
Gün gelir, en gür çeşmeler damla damla kurur.
Bakarsın, bir yazın ağaçlarında şimdi
Üç-beş kuru yaprak çırpınır durur."
"Çocukları al. Lethe'de hafızalarını sil, sonra da onları Lotus Oteli'ne götür. Zeus onlara orada zarar veremez."
"Emredersiniz efendim, ya kadının bedeni ne olacak?"
Hades acı bir ses tonuyla "Onu da al," dedi. "Kadim ölüm törenini düzenle."
“Bitişin her türünden acı duyuyordum. O bir romanını, bir öyküsünü ya da oyununu bitirirken, bir sevişmenin doruğunda duyduğu sevinci yaşardı, ben kopmanın acısını çekerdim. Şimdi de çekiyorum…”