Ben bazen hüzne balıklama dalardım. Hüzünlenmeyi kendim isterdim. Onlara yakın olmanın tek yolu acı çekmekti sanki. Bu yüzden, yalnızlığımı biraz olsun giderebilmek için, aklım hüzün veren acı tatlı düşüncelere kaydı.
Dostoyevski'nin ölüm mahkümu deneyimleri, Nietzsche düşüncesinin kızgın serüvenleri, Hamlet'in ilençleri ya da Ibsen'in acı aristokrasisi içinde, çaresizin karşısında insan ayaklanışının izini bulur, onu aydınlatır, ona tüm büyüklüğünü verir.
Ne zaman bir sızıyla gözlerimi bulutlara, ağaçların uç dallarına, rüzgarın ufukta çaldığı ıslığa çevirdiysem, yüzüme inen bir tokatla önümdeki duvarlar gösterildi. Alnımdaki derin eğri bu sakınmalardan kalmadır. Bu yüzden sesimin rengi acı, gözümün ışığında bulanık bir kırılma, parmaklarım böyle dolaşır birbirine...