Şöyle acil nöroloji, acil travmatoloji, acil kardiyoloji gibi bir de acil boşanmatoloji bölümü olsa ya hastanelerde. Öyle daha çok hayat kurtarılırdı. Bazı kadınlar için en ölümcül hastalık evlilik.
Bazen, durup dururken, dadımın yakınlarının hayatını düşündüğüm oluyordu da, bilmiyorum niçin, diğerlerinin hayatı ve mutluluğu bende sadece nefret uyandırıyordu. Çünkü biliyordum, benim hayatım yavaş yavaş ve acılı, susmuş sona ermiştir. O halde niçin o sağlıklı, iyi yiyen, iyi uyuyan, iyi çiftleşen ve benim dertlerimin zerresini hiçbir zaman duymayan ve yüzlerine her dakika ölümün kanatları değmeyen o ahmakların, o ayaktakımının hayatlarını düşüneyim?
İnsanlık tablosu acılı olmaktan çok huzursuz, ürküntü dolu bir insanlık tablosudur (veba bile sadece aktardığı acılarla değil, sebep olduğu genel ruhsal huzursuzlukla tanımlanır). Acıyı arttıran, ruhtaki huzursuzluktur; acıyı yenilmez kılan odur, ama huzursuzluğun kökeni başkadır ve daha derindedir. Huzursuzluk iki öğeden oluşur: bedenden gelen bir yanılsama, sonsuz zevk almanın mümkün olduğu yanılsaması; sonra ruhta tasarlanan ikinci bir yanılsama, bizi ölümden sonra sonsuz acı olabileceği fikri karşısında savunmasız bırakacak şekilde, ruhun sonsuzca varlığını sürdürdüğü yanılsaması
'Yaşam yaşamıyor' demiş bir şair. Bugün pek çoğumuz üzerimize ölü toprağı serpilmiş bir biçimde, uyuşmuşçasına yaşıyoruz. Modern dünyanın uyuşturucuları bizi hayatın canlılığına katılmaktan alıkoyuyor. İş hayatı, hız, rekabet, elektronik aletler ve tüketim kültürü bizi uyuşturuyor. Acil olan önemli olandan çalıyor. Bir şeylerin telaş gerektirmesi onun önem sırasında öne çıkmasına yol açıyor. Halbuki gerçekte önemli olan usulca, zaman ve emekle kotarılır.