Hasan el-Basrî (radıyallahu anh) şöyle demiştir:
"Ey Âdemoğlu, neden kardeşine haset ediyorsun? Eğer ona nimet veren, kendi nezdindeki bir şerefinden dolayı o nimeti kendisine vermişse; o hâlde sen, Allah'ın ikram ettiği bir kimseye neden haset ediyorsun? Eğer durum bunun gayrisi ise, sonucu ateş olan bir kimseye neden haset ediyorsun?”
Bazen düşünürüm, ne kadar garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?
Dünyada insanoğlu ne kadar rahatlayabilirdi… Çünkü aslında kendimizi acılara gene kendimiz sürüyoruz. Akıl her zaman doğru çalışmıyor, çeşitli hırslar, isteklerde yanılmaları kolaylaştırıyor. En kötüsü kendi kendimizle çoğu zaman çelişmeli yaşadığımız halde başka bir insanla birlik kurmaya, duygularımızı birbiriyle hiç ayrıntısız eşleştirmeye çalışıyoruz. Aslında gerçekten rahatlamaz, avunur ademoğlu… Belki de avunmamız bile kendi sanımızdır. En iyi avuntu da dünyadan vazgeçtiğimize, hırsları zincirlediğimize kendimizi inandırmak… Yalan da olsa inandırmak…
"... Allah onun gibilerin sayısını arttırsın. Bana dedi ki lekesiz âdemoğlu mu olurmuş. Hangimiz seni yargılayacak kadar masumuz? Bundan böyle bizim canımız ol... "