Divan edebiyatının mistik bir boyutu olduğu kabul edildiğinde ise bu boyutun göz boyayıcı ve zehirleyici olduğu söylenir. Divan şiirine ilham veren değer ve duygular, yeni dünyevi duygularla ve daha yüksek ahlaki değerlerle karşılaştırılır. Cenap Şahabeddin'e (ö.1934) göre, "eslâf, tasavvufla zehirlenmiştir":
Aldanmamak kastıyla kainata hülyadan masnû' bir adese [hülyadan üretilmiş bir mercek] ile baktılar ... Şimdi kesret onlar için vahdet, şimdi uzlet onlar için cemiyetti. Serâb içinde dudakları ve kalpleri lâhutî sürûrlar tanıyordu. Ara sıra semaya bakarak müstesna iştiyakları [arzu, özlem] ile: "Mahbûb!" dedikleri anda üst dudakları alt dudaklarına varlığın bütün lezzetini taşırdı.
Belki yollarda gördügüm insanların çoğu da benim gibi veya bana yakın vaziyette, fakat kafam her şeyi büyüten bir adese gibi... Oraya giren her şey, yünlü bir kumaş üzerine damlayan yağ lekesi gibi belli olmadan genişliyor, büyüyor... Başka bir şey düşünmek isteyince muvaffak olamıyordum…
Sayfa 184 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Ve Ebu Leheb'den karşılık gelmesini beklemeden yerden bir taş alıp küfür kuduzunun başına çalıyor. Ebu Leheb kanlar içinde yere yıkıldı. Kaldırdılar. Yedi gün yattı ve öldü. Öleceğine yakın, Arapların «Adese» dediği korkunç ve bulaşıcı illete tutuldu. Bütün vücudu sivilcelerle beneklendi. Kimse yanına uğramadı. Kureyş'in sözde şanlı küfür canavarı ölüm döşeğinde, oğullarının bile alâkasından uzak... Bedr'de ölen kâfirlerin, hem de en çirkin ölüm şekliyle, aralarına karıştı. Ölüsü de üç gün meydanda kaldı ve koktu. Bütün Mekke homurdanmaya başladı. Nihayet mecbur oldular; bir çukur açtılar ve uzun kazıklarla leşi ite ite oraya attılar ve üstüne taş toprak yığdılar.
fakat kafam her şeyi
büyüten bir adese (büyüteç) gibi... Oraya giren her şey, yünlü bir kumaş üzerine damlayan yağ lekesi gibi belli olmadan genişliyor, büyüyor... Başka bir şey düşünmek isteyince muvaffak alamıyordum…