kesinlikle okuduğum en iyi Zweig kitabıydı.
kitabı ilk aldığımda bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim doğrusu. kitap, üç öyküden oluşuyor. kısa olan bu öykülerden ilki; Yakup peygamberin eşi Rahel'in, Tanrı'nın bir öfkesi anında karşısına çıkıp, ona çocukları için af dilemesini konu alıyor. İkincisi Nuh peygamberin yeryüzüne kontrol için saldığı kuşların hikayesini anlatıyor. Üçüncüsü ise adaletli olmak isteyen bir adamın, gittiği yolları ve uyguladığı yöntemleri, huzur ve adaleti bulma çabasını anlatıyor.
kitabın ilk hikayesinde Rahel'le özdeşleştirdim kendimi, ikinci hikayede kimi zaman Nuh oldum, kimi zaman bıraktıkları güvercinler, üçüncü hikayeye geldiğimdeyse Virata'nın pişmanlıklarını yaşadım…
Israrla tavsiye edeceğim bir Modern Klasik olabilir vereceği birkaç saatlik hazla, bitirmekte zorlandığınız kitapların yanında, küçük bir mola etkisi yaratabilir.hatta şiirselliğiyle başucu kitabı yapabilir, sıkıldıkça vereceği okuma zevkini tadabilirsiniz.
Askerler prensesin ayak kabısının tekini götürüp, prensesin kaçırıldığını söylemişler Kral tozu dumana katmamış. Kimse de ayakkabının tekini alıp kapı kapı prensesi aramamış. Çünkü bu masalın geçtiği ülkede, başkaları tarafından kaçırılan kızlar, geri alınmazmış. Bu kızların 'Beni geri götürün' deme hakları da yokmuş Prenses o gün, avcının külkedisi olmuş ve kendini fırının başında avcının anası ve çocukları için ekmek pişirirken bulmuş. Prenses daha on beş yaşındaymış..
Sayfa 76 - Fehime Halamı Kaybedip Tekrar Bulduğumuz Gün·Kitabı okudu
“ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder bir zamanlar tek parça parça değilmiş gibi tanımaz birbirini parçalar”
sizler boyun eğdiğiniz, belki paçamı kurtarabilirim dediğiniz müddetçe, onları can evinden vurmak yerine, onlara itaat ettiğiniz müddetçe, sizler sadece bir kölesiniz ve bunu da hak ediyorsunuz demektir.