Eskinin erdemli bir ilim adamı tipi vardı. Kapitalist düzen ilmi de metalaştırdı ve bilim adamını açgözlü bir tüccara çevirdi; çoluk çocuğun ikbali için onu da agora'da tezga açmak zorunda bıraktı.
Sayfa 74·Kitabı okudu
Heyhat ki, «Allah» demenin bile resmen yasak edildiği devirde yepyeni bir sesle (agora)ya çıkıp beline yediği kazmalara rağmen yıkılmayan, arada bir yeraltı tünellerine dalıp tekrar çıkan ve neticede milyonluk bir gençliğin gönlüne nakışlı bir ideolocya manzumesine sahip bir remz halinde ayakta ve yüksekte kalan (Büyük Doğu)ya karşılık, sağ basın iddiasındaki bazı türedi gazeteler, tıknefes, irfansız ve hikmetsiz hüviyetleri yüzünden dâvamızı harcamış bulunuyorlar... Yine aynı sebeble ve aynı şekilde, mukaddes dâvayı aksiyonda da harcamış bir parti misaliyle yüzyüze bulunuyoruz.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Agora meyhanesinde sessizlik. Civciv ağlıyor. Uğur ağlıyor. Hasan ağlıyor. Nezih havaya girip ağlıyor. Öyle fena bir yerden koptu ki film, yapıştırılamıyor.
TRAGEDYA ve HİCİV...
(...) İBDA Mimarı, “demokrasi bir teâmül rejimidir” der. Günümüzde olduğu gibi, eski Yunan’da da demokrasi, bir ideale bağlı olarak doğmamış, sayısız deneme ve yanılmaların içinde bir uzlaşma, bir denge rejimi olarak ortaya çıkmıştır. Bu ortaya çıkışı, “agora hayatı” olduğu kadar, bu hayatın içinde gelişen “komedya sanatı” da hazırlamıştır. Zirâ Yunanlılar’ın meskenleri sefalet içinde, leş kokuları altında olduğu için, gündüzleri sürekli “agora”ya doluşurlar. Ve yüzü göklere bakan tracedyaya karşılık komedya, günlük hayata nezaret eden, günün adamlarını ve politikacıları hicveden bir sanattır. “Hiciv” sanatı ise, ulvîyetin yerine, bayağılaşmayı, avâmîleşmeyi getirir. Binaenaleyh, Yunan sitelerinin ahalisi, kendini politikanın içinde buluverir. Hâlbuki, Roma İmparatoru “kutsal” bir varlıktı; ona karşı ne hiciv, ne politika mümkündü.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997), Eski Yunan Medeniyeti -I-, Demokrasinin Doğuşu. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)
Akademya Yazıları
POLİS ve POLİTİKA...
(...) Stadyumlar, anfitiyatrolar, orkestralar derken, Yunanlı’nın toplum hayatında birlikte hareket etmek duygusu pekişir. “Düzenli hareketler, düzenli düşünceler doğurur” (S.M.) hesabı, “agora” dedikleri şehir meydanları, kültür ve sanat faaliyetlerinin kalbi mevkiine gelir. Felsefenin cevelân ettiği bu meydanlara, siyasetin de girmesi gecikmez. Gerçekten, “politika” kelimesinin eski Yunan’da doğmuş olmasına şaşırmıyoruz. Çünkü onlar, “site” dedikleri şehir-devletleri hâlinde yaşarlardı. “Polis” dedikleri her şehirde bir devlet (site) düzeni vardı. Dolayısiyle, “politika-şehir idaresi” meseleleri, herkese mahsus ve “agora”nın başlıca gündemi idi. Hâlbuki Roma İmparatorluğu’nda politika, yalnız Roma şehrine mahsus ve imparatorluğun diğer şehirlerinde kafa koparan bir işti.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997), Eski Yunan Medeniyeti -I-, Demokrasinin Doğuşu. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)
Akademya Yazıları
Fikir ve sanat adamının yeri: fikir ve sanat kavgasının ateş hattıdır... Her sanatkâr agora'ya inmek, hayırla şerrin savaşında ister istemez yer almak mecburiyetindedir. Fildişi kuleye kapananlar şerrin zaferini (bilerek veya bilmeyerek) kolaylaştırmış olurlar. Kitlelerin yükselmesi, insanlaşması, ışığa kavuşması için sanat: işte çağımızın şiarı.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Sosyoloji