Tanzimat'tan sonraki devirde Garp fikri memleketimize yalnız teknik ihtiyaçları doyurmak için girdi. "Mühendishane"nin açılması, Garp riyaziyesinin okunması, düşüncenin prensiplerinde hiçbir değişiklik yapmadı. Bunların birtakım yeni ilmî ve mantıkî neticeler getireceği hatırdan bile geçmiyordu. Bu yüzden iki âlem birbirine nüfuz etmeksizin yan yana ve habersiz olarak yaşadı. Sanata ve fikre boş şekillerin gelmesi zihniyetimizde hiçbir sarsıntı yapmadı. Zahirde bir inkılap gibi görünen hareket, hakikatte bir hercümerçti: düsüncelerde tam bir muhasebe eksikliği, ruhlarda bir yamalı bohça suniliğiydi... Osmanlı gururuna dayanan "kapalı mistik medeniyet" görüșü Garp medeniyetiyle, asıl dünyanın umumi akışıyla temasa gelmeyi menediyordu. Vakıa Tanzimatçılarda Garplılaşmak endişesi kuvvetle bağırıyordu: Şinasi Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar mukaddimelerinde Garp maarifine karşı hayranlığını gösteriyor. Ziya Paşa'da bu daha açıktr: "İslammedeniyeti yıkılmıştır. Şark ahlâkı, kendisine dayanılamayacak kadar bozulmuștur. Garp teknik ve zekâ itibariyle bizi eziyor".
Sayfa 25 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Bu ahval ve şerait içinde size kalan yegane makam, boşa kürek çekme şampiyonluğudur.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
M.Kemal'den çok iyi bir tahlil
Gazi minherden indi ve mihrabın önünde namaz kıldığımız yerde yanıma geldi. Halkın suallerine cevap verirken şu sözleriyle hutbeyi sena ile izah etti: "Biliyoruz ki Hazret-i Peygamber zaman-ı saadetlerinde hutbeyi kendisi irad ederlerdi. Gerek Peygamber Efendimiz ve gerek Hulefa-i Raşidin'in hutbelerini okuyacak olursanız, görürsünüz ki, gerek Peygamber'in, gerek Hulefa-i Raşidin'in söylediği söyler o günün meseleleridir. O günün askeri, idari, mali ve siyasi, içtimai hususatıdır. Ümmet-i İslamiye tekessür ve Memalik-i İslamiye tevessüe başlayınca, Cenab-ı Peygamber'in ve Hulefa-i Raşidin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin irad etmelerine imkan kalmadığından, halka söylemek istedikleri sözleri iblağa, bir takım zevatı memur etmişlerdir. Bunlar her halde en büyük rüesa idi. Onlar cami-i şerifte ve meydanlar da ortaya çıkar, halkı tenvir ve irşat için ne söylemek lazımsa söylerlerdi. Bu tarzda devam edebilmesi için bir şart lazımdı. O da milletin reisi olan zatın halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması, halkı ahval-i umumiyeden haberdar etmek son derece haiz-i ehemmiyettir.
Bütün sıfât ve şuunat-ı İlahiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarlı ahval ve sıfât ve hissiyat, ene'de münderiçtir. (İman ve Küfür Müv. 151.sh - Risale-i Nur)
Din
Hakikaten bu gibi ahvâl-i istisnâiyede bazen küçük bir cesaret pek büyük bir zaferlere temin eder.
Sayfa 44·Kitabı okudu
İşbu ahval ve şerait altında, seçimlerden sonra büyük bir sürprizle uyanacaktı necip Türk milleti. İslamcı parti tüm rakiplerinin arasından sıyrılıp, genel oy toplamında üçüncü olmasına rağmen, İstanbul ve Ankara dahil en çok ilde belediye başkanlığını elde edecekti. O günden sonra da, yerel, genel demeden hemen hemen tüm seçimlerden zaferle çıkacak, ülkeyi önce ağır ağır, sonra doludizgin, Türkiye'nin ikinci sınıf bir demokrasi olduğu günleri mumla aratacak otoriter bir rejime doğru taşıyacaktı..
Sayfa 89·Kitabı okudu
Alıntı