Seher

Seher
@ailurophiles
MEB Türkçe Öğretmeni
Lisans
13 Mayıs 2001
188 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
Dokuz köy yetmez
8/10
·343 syf.·
2025 7. kitabı
Fakir Baykurt'tan okuduğum ikinci kitap oldu Onuncu Köy. İlki #k:2398. Bu romanında da diğerinde olduğu gibi köy ve köy yaşamına değinmiş yazar. Bunu elbette Köy Ensitütüsü mezunu olmasına bağlayabiliriz. Kitapta her ne kadar ensitütüye üstünkörü değinilmiş olsa da başkahramanımızın ensititü mezunu bir öğretmen olduğunu anlıyoruz. Bu öğretmenin ismi de kitapta neredeyse hiç geçmiyor: Damalı Köyü Öğretmeni, OrtaKöy Öğretmeni, Demirci gibi hitaplarla sesleniyor insanlar. Öğretmenimizin asli görevi çocuklara bir şeyler öğretmek fakat gelin görün ki öğretmen bununla kalmıyor, kalmamalıydı da zaten. Cumhuriyet rejiminde dahi ağalık sistemini devam ettirmeye niyetli, hile hurda ile daha fazla araziye çöken şark kurnazlarına haddini bildirip köy ahalisinin gözünü açmak mı dersiniz, kız çocuklarını çocuk gelinlikten kurtarıp okula yazdırmak mı dersiniz daha nice kabahatler işliyor bizim öğretmen. Bununla da kalmıyor ormanlık alan oluşturmaları için köylüye akıl veriyor, öğrencilerine tohum aşılaması yaptırıyor hem de "kız elinden tohum tutmaz" diyenlere inat. Elbette hiçbir başarı cezasız kalmıyor ve öğretmen, köylünün gözünün açılması işine gelmeyen birtakım insanlar tarafından cezasını alıyor. Tatkaçıran olmaması açısından bu cezaya ve sonrasında olanlara çok değinmek istemiyorum fakat şunu söyleyebilirim ki yaşananlar kitabın ismiyle oldukça manidar. Doğruyu savunan birinin dokuz köyden de kovulsa onuncu köyde yapacağı yine aynı şeydir. Kitabın sonuna bakacak olursak kuşlar metaforuyla bunu başarmış diyebiliriz. Köy Ensitütüsü çıkışlı yazarımızdan yine toplumsal siyasi eleştirel bir roman okumuşken ziraat marşına değinmeden geçmek olmaz. Ensititülerde yüksek sele okunan bu marş kitabın ana felsefesini de az çok özetler nitelikte. Vakti zamanında Köy Ensititülerinin
Edebiyat
Onuncu KöyFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 20101,540 okunma
Reklam
Sessiz Coğrafyanın Şiirsel Anlatısı
9/10
·256 syf.·
2025 2. kitabı
Kitap şehir hayatından doğuya sürgüne gönderilen bir öğretmenin yaşamını anlatıyor. Elbette buna yaşam denirse.. Kendi geçmişi hakkında hiçbir fikri olmayan bu isimsiz öğretmen sanki Hak iline ayak bastığı anda dünyaya geliyor. Ferit Edgü burada kendi hayatını mı anlatıyor yoksa tamamen kurgusal karakter mi bunu bilemiyoruz fakat Hakkari'de yaşamadan bunları yazmak imkansız gibi. Kitapta Hakkari'nin bir dağ köyündeki yaşam ele alınıyor. Bu yaşamın getirdiği sorunlar romantize edilmeden gerçekçi bir bakış açısıyla yansıtılmış. Eser bu yönüyle modernist olarak değerlendirilebilir. Kitaptaki minimalist anlatım bazı olayların havada kalmasına sebep olsa bu kısımları okuyucunun hayal gücüne bırakmak Ferit Edgü'nün küçürek öykü türünü benimsemesinden geliyor sanırım. Hakkari'de Bir Mevsim küçürek öykü türüne tam olarak girmese de Doğu Öyküleri tam olarak küçürek öykü türünden. Hakkari’de Bir Mevsim kitabından bazı karakterleri Doğu Öyküleri kitabında görmek mümkün. Her iki kitapta da bazı olayları okuyucu olarak bizler tamamlıyoruz. Hatta Hakkari’de Bir Mevsim kitabında Ferit Edgü tıpkı Ahmet Mithat Efendi gibi okuyucu ile sık sık iletişime geçiyor. Özellikle yazarlık konusunda okuyucusuna verdiği tavsiyeler, diğer yazarlara yaptığı göndermeli eleştiriler oldukça dikkat çekici. Dikkat çekici demişken kitabın şiirselliğine vurgu yapmazsak olmaz. Bazen kafiyeli, bazen kafiyesiz ama bir o kadar da uyumlu dizelerle bir olayı okumak ara ara bir destan tadı veriyor okura. Doğu Öyküleri kitabında buna pek rastlamasam da diğer kitaplarında rastlayacağımı umuyorum.
1000Kitap
Hakkari’de Bir MevsimFerit Edgü · Everest Yayınları · 202313,9bin okunma
Elif Mim Elif Te
10/10
·239 syf.·
2025 1. kitabı
Anar Klasiği.. Puslu Kıtalar Atlası'ndan sonra okuduğum en güzel kitaplardan biri. Osmanlı döneminde anlatılan bir denizcilik hikayesi okuyoruz. Denizcilik terimleri çok fazla yer alsa da bunları bilmeden de bağlamı yakalamak mümkün, asıl anlatılmak isteneni yakalayabiliyoruz. Bu denizcilik terimleri ve olayın kurgusu birleşince Karayip Korsanları'nın Osmanlıca yorumunu okuyor gibi hissettim ara ara. Türk edebiyatının ihtiyacı olan denizcilik romanı burada saklıymış meğer. spoiler Gelelim kitabın ismine.. Kitapta anlatıldığına göre AMAT, İbranice' deki EMET sözcüğünden geliyormuş ve "gerçek" sözcüğünün karşılığıymış. Çamurdan bir insan yapıp alnına EMET yani "gerçek" yazıldığında insanın canlanıp her emri yerine getirdiğini; ama kelimenin başındaki Alef harfi silindiğinde EMET, MET yani "ölüm" olduğu için çamurdan yapılan bu beden canını kaybediyormuş. Kitabın ismi ve kitapta işlenilen ölümsüzlük konusu da aslında buradan geliyor. spoiler bitti Kitaptaki metaforları yakaladıkça da derin bir haz duygusuna kapılmamak elde değil. Örneğin Dante'nin İlahi Komedya'sındaki cehennemin katları, Kırmızı Başlıklı Kız göndermesi, deli marangoz Nuh, İsrafil, Kırbaç Süleyman gibi karakterlerin ismiyle müsemma olması okura adeta edebi bir lezzet tattırıyor. Uzun İhsan Efendi'nin bu lezzetten okurlarını daha fazla mahrum bırakmadan yeni bir kitapla gelmesini dört gözle bekliyoruz. Tabi benim elbette önce diğer kitaplarını okumam gerekiyor. İhsan Oktay Anar sevdalıları açılın artık ben de sizdenim :)
Duygu ve Düşünce
Amatİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 20256,9bin okunma
Düşlere dokunmak mümkün olabilir mi?
10/10
·238 syf.·
2024 9. kitabı
Bu kitap şimdiye kadar okuduğum kitaplar arasında beni en çok etkileyen hatta beni en çok değiştiren kitap oldu. Belki bunda şu an içinde bulunduğum dönemin de etkisi olabilir. Bu kitabı birkaç yıl önce okumuş olsam bu kadar etkilenir miydim, bilmiyorum... Gelelim bu kitabın neden bu kadar etkileyici olduğuna.. İnsanlar bu kitabı okurken ilk cümlesini okudukları andan itibaren ikiye ayrılırlar: Birinci grup bu cümleden hiçbir şey anlamadan kitabı okumaya devam edip sonrasında kitabı yarım bırakan kesim.. İkinci grup ise ilk cümleyi okuduktan sonra -varsa- bilmediği kelimeleri öğrendikten sonra okumaya devam eden kesim. Kitaptaki ilk cümle, ikinci kesimdeki okurlar bu kelimeleri öğrendiğinde "vay be" dedirtecek cinsten. Fakat Evliya Çelebi diline hakimseniz ilk cümleler daha tanıdık gelecek size. Bu da elbette kitabın okunma zevkini arttırır ancak ben yeni kelimeler öğrendikçe kitaptan zevk alan bir okurum. Belki de bu yüzden bu kitap, artık en sevdiğim kitap oldu :) Kitap hakkında yazılıp çizilecek o kadar çok şey var ki hangi birine değinsem bilmiyorum. "Olay içinde olay" kullanımı çokça yaygın bu kitap için. Hatta birçok okuru korkutan bir ifadedir bu. Ancak Puslu Kıtalar Atlası'ndaki olaylar ve karakterler o kadar orijinal ki sonuna kadar ilgiyle okutuyor kendini. Ayrıca bu küçük olayların en nihayetinde ana karaktere bağlanması da kitabın aslında ilmek ilmek örüldüğünü gösteriyor bize. Yan karakter bile diyemeceğimiz kadar silik olan karakterler bile -hatta bunlara figüran bile diyebiliriz- çok farklı ve ilgi çekici şekilde kurgulanmış. 17.yy Osmanlı siyasetine az çok hepimiz hakimiz peki ya halkın yaşantısı? Bu konu hakkında eminim çoğumuz hiçbir şey bilmiyor.. Oysaki gerçek tarih aslında tam da burada yatıyor. Bu kitapla birlikte dönemin İstanbul yaşantısına
Edebiyat
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,6bin okunma
Yaşanmış bir hayat hikayesinden...
10/10
·147 syf.·
2024 5. kitabı
Eşekli Kütüphaneci, Fakir Baykurt'un kalemiyle tanışmama vesile olan çok sürükleyici bir kitap. Başladığım gün elimden bırakamayıp heyecanla okudum. Yer yer bu heyecan, kokuşmuş bürokrasiye şahit olmamla yerini tatsız duygulara bıraksa da kitap akıcılığından bir şey kaybetmedi. Eşekli Kütüphaneci, Ürgüplü Mustafa Güzelgöz'ün köyleri kitaplarla buluşturmasını hem de bunu eşeklerle yapmasını anlatıyor. Köylere sadece kitap ulaştırmakla kalmayıp çocuklar için resimli kitaplar temin ediyor, kooperatifler kuruyor ve kadınlar için dikiş makineleri de getiriyor. Bunların hepsini de çıkarı olmadan yalnızca kendi insanını kitaplarla buluşturmak için yapıyor. Mustafa Güzelgöz öyle güzel bir insan ki hayata bakış açısıyla soyadının da hakkını veriyor :) Hiçbir başarı cezasız kalmaz. Elbette Mustafa Güzelgöz başlangıçta köylülerden politikacılara kadar herkes tarafından destekleniyor. Gelgelelim bu destek bir zaman sonra köstek halini alıyor ve dönemin politikasının devreye girmesiyle tatsız olaylara şahit oluyoruz. Fakir Baykurt Isparta Köy Enstitüsü mezunu olduğu için kitapta Halkevlerinin ve Köy Ensitüleri'nin kapatılmasına isyan ediyor. Bu isyanında sonuna kadar haklı. Gelişimin köyden başladığını fark edip bundan korkanlar, köylü üzerinde artık baskı kuramayacağından çekinenler köylerin bilinçlenmesine engel olmak istedi ve bu emelle binbir türlü bahane bularak Köy Ensitülerini kapattı. Bu olayların yanısıra kitapta vurgulanan Türk - Yunan ilişkisinin tatlıya bağlanması çok güzeldi. Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Melih Cevdet Anday başta olmak üzere birçok şairden alıntılar edebi anlamda kitabı daha doyurucu bir noktaya taşımış. Daha önceden bu konuya hassasiyetim olduğu için mi bilmiyorum beni en çok etkileyen kısım yine de Köy Ensitülerinin kapatılması oldu. Fakir Baykurt'un anısına onun da
Edebiyat
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,3bin okunma
Reklam