Püriten bir dinsel hareket olan Kadızadelilerin söylemlerinin ve politikalarının on yedinci yüzyılda kazandığı güç, libidinal enerjinin asıl biçimi olan mistik aşk kavrayışını dönüşüme uğratmıştı. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda, sultanın otoritesinin giderek daha hızlı biçimde zayıflaması da homososyal kültürün erotik yapısında dönüşümlere neden olmuştur. Eroto-politik hiyerarşinin en üst basamağındaki sultanın, mutlak aşk nesnesi olma konumunun sarsılması ile mahbûb/çırak, şair/usta/aşık, patron/sultan/maşuk arasındaki libidinal akış sekteye uğramaya başlamıştır.
...Derinlemesine odaklanma becerimizi geliştirmenin de bitki yetiştirmek gibi olduğunu düşünmeye başladım. Odaklanma becerinizin büyüyüp tam potansiyeline ulaşması için de belli şeylerin var olması gerekiyor: çocuklarda oyun, yetişkinlerde akış halleri, kitap okumak, odaklanmak istediğiniz anlamlı faaliyetler keşfetmek, hayatınızı anlamlandırabilmeniz için zihninizin gezinebileceği alanlar, egzersiz yapmak, doğru dürüst uyku uyumak, sağlıklı bir beynin gelişmesini sağlayan besleyici gıdalar yemek ve güvenlik hissi. Dikkat becerinizi büyümesini önleyen ya da hastalanmasına yol açan şeylere karşı da korumanız gerekiyor: aşırı hız, bir işten öbürüne geçip durmak, çok fazla uyaran, zihninize girip sizi kendine bağlamak için tasarlanmış istilacı teknolojiler, stres, bitkinlik, gerginlik yaratan boyalarla dolu işlenmiş gıdalar, kirli hava.
SON
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hayat bağlantı olmadan nedir ki?Nitekim Hume şöyle yazmıştı:”Biz süreğen bir akış ve devinim içinde akıl almaz bir hızla birbirini takip eden değişik duyumların bir toplamından veya yoğunundan ibaretiz.”
Bugün sınıflarda dile gelen dikkat sorunlarının önemli bir kısmı, bu çağdışı mimarinin 21. yüzyılın uyaranlarla dolu dünyasıyla çarpışmasından doğar. Okul dışında çocuklar, hiper etkileşımli, kişiselleştirilmiş ve anlık geri bildirim veren dijital bir akış içinde yaşar. Ardından onlardan bu akışa bir anda sırt çevırıp tek yönlü, pasif ve ağır tempolu bir dikkat düzenine uvum sağlamaları beklenir. Bu beklenti gerçekçi bir zemin bulmadığında, çelişkinin yükü çoğu zaman çocuğun omuzlarına yüklenir.
Oysa sorun çoğu kez çocuklarda aranan bir eksiklikte bulunmaz. Sorun, sunulan öğrenme mimarisinin günümüzle bağının kopmuş olmasında yatar. Çocuk iki farklı dunyanın ritmi arasında sıkışır. Bir yanda parmağının ucuna gore şekillenen ekran dünyası, diğer yanda kara tahta karşısında tek bir hızla akan ders yer alır.
Bu noktada bir an durup şunu sormak gerekir. Okul, dikkati “talep eden” bir kurum olarak mı tasarlandı, yoksa dikkatin yeşereceği koşulları kuran bir yer olarak mı düşünüldü? Aradaki fark, küçük bir pedagojik tercih ayrımı değildir. Neredeyse iki ayrı insan anlayışına işaret eder.