Puan vermedi·400 syf.·
2026 49. kitabı
Tarih tekerrürden ibaret mi yoksa biz mi aynı hataları tekrarlıyoruz? Yağmur çiseliyor, kitabın isminden de anlaşılacağı üzere hem dönemin ruh halini belirsizlik ve geçiş dönemi hüznünü hem de karakterlerin hayatındaki sürekli etkili değişimleri simgeliyor. Eser bir dönem romanı, 1980'li yıllara doğru yaklaşırken Türkiye'nin içerisinde çalkalanan Kahramanmaraş olaylarından sonra yaşanan Çorum olaylarındaki katliamı, cehaleti, insanların nasıl çığrından çıktığını gözler önüne seriyor. Bununla da kalmıyor elbette Türkiyeyi içten karıştırmak isteyen ABD'nin (Beyaz Saray Durum Odası, CIA ajanları gibi Robert Alexander Peck ve Trevor Callahan ajanları) Türkiye'yi iç savaşa sürükleme planları, kontrgerilla faaliyetleri, Özel Harp Dairesi, MHP ve ülkücüler üzerinden mezhep çatışması kışkırtmaları mercek altına alınıyor. Sünnileri Alevilerin üzerine saldırtma, cami yakma yalanları, işaretlenen evler, katliamlar, işkence ve tecavüz gibi vahşet sahneleri gerçek olaylara dayalı olarak aktarılıyor. Amaç, Türk ordusunu iktidara hazırlamak, casus uçakları ve dinleme istasyonları için zemin hazırlamak olarak gösterilir. Soğukkanlı, tarafsız bir anlatım, dipnotlar ve belgelerle destekleniyor. Bu olayların yanında Metin ve Ceren arasındaki naif, samimi aşk hikâyesi işlenir. Bu aşk, casusluk, ihanet, mücadele ve iç savaşın ortasında nefes nefese bir gerilimle örülür. Yan karakterler arasında Dışişleri Güvenlik ve İstihbarat Dairesi ajanı Nezihe Hanım gibi figürler de yer alır. Kurgu unsurlar, dönemin gerçek siyasi-askeri aktörleriyle iç içe geçer. bkmkitapcom
İnceleme
Yağmur ÇiseliyorOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20241,113 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 1. kitabı
Fransız edebiyat devlerinden biri olan Alexander Dumas'ın eseri Monte Kristo Kontu, edebiyat tarihinin en kusursuz, en ince ince işlenmiş intikam planını anlatır. Hikaye, genç ve başarılı bir denizci olan Edmond Dantès’in, tam da hayallerine kavuşacağı gün en yakın gördüğü insanların ihanetine uğrayarak zindana atılmasıyla başlar.
Edebiyat
Monte Kristo KontuAlexandre Dumas · Arkadaş Çocuk Yayınları · 201437,2bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
Agatha Christie'nin yazdığı son Tommy ve Tuppence romanıdır. Tommy ve Tuppence, gizli ajan görevlerinde bulunan karı kocadır. Gizli Düşman, N veya M, Pembe Evdeki Ölü ve Kader Kapısı romanlarında baş karakterler olarak bu ikili vardır ve en önemli özellikleri de geçen zamanla beraber yaşlandıklarıdır. Diğer karakterler gibi sonsuz evrende sonsuza kadar oldukları yaşta sabit kalmamışlardır. "Mary Jordan'ın ölümü normal değildi. Bu içimizden birinin işi, onun kim olduğunu bildiğimi sanıyorum.'' Oldukça güzel bir Tommy ve Tuppence Beresford romanı. Tommy ve Tuppence yeni bir köşk satın alırlar. Evin içerisindeki kitapları yerleştirmeye çalışırken Kara Ok kitaptaki bazı harflerin altının çizildiğini fark ederler. Mary Jordan adında birinin ölümünün normal olmadığı yazmaktadır. Bunu yazan çocuk Alexander da ölmüştür. Araştırmaya başladıklarında Mary'nin ajan olduğunu öğrenirler. Alman casusu zannederler ancak İngiliz ajanıdır. Bu arada Mary hakkında bilgi veren bahçıvan öldürülür ve Tuppence'e ateş edilir. Yazar bu kitabı da katil ve cinayet unsurlarinin yanında hayvan sevgisi ve aile bağlarının önemine de yer vermiş. Ama öyle çok aksiyon içeren bir eser değil.Kararı size bırakıyorum ama seriye başlarsanız bunu da okuyun derim.
Kader KapısıAgatha Christie · Altın Kitaplar · 2017887 okunma
okuyun
10/10
·824 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 14:54
Ne yalan söyleyeyim, bu kadar derin bir hikayeyle karşılaşmayı beklemiyordum. Kitabı okumadım, yaşadım desem yeridir. Çünkü yazarın kalemi ve yarattığı sinematografi öylesine güçlü ki kendimi Leningrad'ın karla kaplı sokaklarında yürürken, siren sesleri arasında nefes almaya çalışırken ve karakterlerin yaşadığı her duyguyu iliklerime kadar hissederken buldum. Kitabın bu kadar çok okurun kalbinde iz bırakmasının sebebi bence bu. İçimden bir ses kitabın dizi ya da filminin yapılacağını söylüyor. Olaylar, Almanya'nın 1941 yılında Sovyetler Birliği'ni işgal etmesiyle başlıyor. Herkes ekmek ve yiyecek kuyruklarında beklerken, Tatyana kendine bir dondurma alıp otobüs durağında oturuyor. Tam da o sırada Kızıl Ordu subayı Alexander Belov ile karşılaşıyor. Elbette birbirlerine âşık oluyorlar; fakat aralarında büyük bir engel var: Tatyana'nın ablası Daşa. Daşa, Alexander'a takıntılı bir şekilde âşık ve ne yazık ki Alexander ile Tatyana'dan önce tanışmış. Karşılaşma sahnesini ve sonrasında iki karakter arasında gelişen diyalogları son derece güçlü, samimi ve etkileyici buldum. En sevdiğim karakter ise Tatyana oldu. Bazı okurlar onun davranışlarını çocukça ve aptalca bulmuş. Ben buna kesinlikle katılmıyorum. Kitaptaki en olgun ve en güçlü karakterlerden biri Tatyana'ydı. Üstelik henüz 17 yaşında olduğunu da unutmamak gerek. Onun yaşında birinin vereceği tepkileri yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerektiğini düşünüyorum. Daşa'ya sinirlendiğim yerler oldu ama bu öfkem Alexander'la ilgili değildi. Tatyana'yı sürekli küçümsemeye çalışması, onu geri planda bırakması ve yer yer iğneleyici tavırları sinirime dokundu. Yine de aldatılmayı hak ettiğini düşünmüyorum. Ama garip bir şekilde Alexander'ı kitabın ortalarına doğru bu konuda suçlamayı bıraktım ve davranışının arkasındaki
Bronz AtlıPaullina Simons · Pegasus Yayınları · 20161,560 okunma
9/10
·256 syf.··
2026 34. kitabı
Kitabın başlığı gayet açık aslında, kitap tam da annesinden kopamayan erkekleri anlatıyor. Ve bu annesinden kopamayan erkeklerin yaşam ve ilişki sorunlarına yakından bakıyor. Annesiyle iç içe geçmiş bir erkekle ilişki yaşayan kadınların da yaşadığı zorlukları anlatmış bize. Nedir bu anneyle iç içe geçme hikayesi? Kısa ve öz haliyle, anneye karşı "hayır" diyememe, kendi olamama, annenin istek ve ihtiyaçları etrafında şekillenmiş bir hayat! Bizim kültürümüzde anne kutsal olarak geçtiği için; annenin sözünden çıkmayan, annenin her şeyine koşan, kendi hayatını anneye adayan bir erkek; "Hayırlı evlat!" kategorisine giriyor ve böyle olunca da sınır koymak daha da zorlaşıyor. Anneye karşı gelmek "saygısızlık" olarak addediliyor. Annenin onayı, annenin beğenisi, annenin mutluluğu her şeyden önce geliyor. Bazılarınız için bu olması gerekenmiş gibi geliyor olabilir, sağlıklı olup olmadığını belirleyen şey ise bunun dengesi! Şiraze kaydığında ilişki sağlıksız tarafa geçiyor ve maalesef bu durum kişinin büyüdüğü çevrede normalse, sağlıksız olan şey kişinin normali haline geliyor. Bazı evliliklerde baba var ama duygusal olarak yok oluyor, bazen gerçekten (bir sebeple) uzakta oluyor, bazen de evi terk etmiş veya ölmüş olabiliyor. Evlilik içinde kocasından alamadığı duygusal yakınlığı ve desteği, çocuklarından almaya çalışan her anne, çocuğunu istemeyerek de olsa bu iç içe geçmeye sürüklüyor. İstek ve ihtiyaçlarının karşılanmadığı bir ilişkinin mutsuzluğunu, çocuklarına aktararak, kendine kendince yeni bir kaynak oluşturuyor. Anne, bir çocuk için o kadar kıymetli ve hayati bir önem taşıyor ki, çocuğun bu taleplere duyarsız kalması neredeyse imkansız. Yaşamak için annesine ihtiyaç duyan bir çocuk, anneyi yaşatmak ve mutlu etmek durumunda hissediyor. Anne yoksa kendi yaşamı da yok.
Annesinden Kopamayan ErkeklerKenneth M. Adams · Diyojen Yayıncılık · 2024129 okunma
7/10
·416 syf.··
2026 48. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 10:19
Paul Strathern'in Borgialar kitabı, Rönesans İtalya'sının en tartışmalı ailelerinden birinin yükselişini, iktidar mücadelesini ve tarih sahnesindeki etkisini konu alıyor. Papa VI. Alexander, Cesare Borgia ve Lucrezia Borgia gibi isimler etrafında şekillenen anlatı, dönemin siyasi dengelerini ve papalık makamının gücünü anlamaya yardımcı oluyor. Yazar, Borgialar hakkında yüzyıllardır anlatılan söylentileri ve efsaneleri tarihsel veriler ışığında değerlendirmeye çalışırken, aileyi yalnızca skandallarla anılan figürler olarak değil, yaşadıkları dönemin siyasi koşulları içinde ele alıyor. Bu yaklaşım, Borgialar hakkında daha dengeli bir bakış açısı kazanılmasını sağlıyor. Ancak okuma süreci benim için beklediğim kadar akıcı olmadı. Kitapta çok sayıda isim, tarih, siyasi ittifak ve stratejik anlaşma yer alıyor. Özellikle İtalyan şehir devletleri arasındaki karmaşık ilişkiler ve sürekli değişen güç dengeleri anlatının temposunu düşürüyor. Bir noktadan sonra hangi karakterin hangi tarafla iş birliği yaptığını takip etmek zorlaşabiliyor. Karakterlerin kişisel dünyalarına ve insani yönlerine daha fazla yer verilmemesi de anlatıya mesafeli bir hava katıyor. Buna rağmen kitap, Borgialar ailesinin tarihsel önemini ve Rönesans İtalya'sının çalkantılı atmosferini anlamak isteyenler için değerli bilgiler içeriyor. Daha çok tarihsel bilgi edinmeye odaklanan, siyasi tarih okumalarından hoşlanan okurların keyif alabileceği; sürükleyici bir biyografi ya da roman tadında bir anlatı bekleyenlerin ise zaman zaman zorlanabileceği bir eser..
Tarih
BorgialarPaul Strathern · Kronik Kitap · 202523 okunma