Said kale

Said kale
Paylaştığım alıntılar benim için değerli olan kısımları aklımda daha kolay tutmak, geri dönüp okumak ve aynı görüşteki insanlara ilham olması amacı taşımaktadır teşekkürler
Gerçeğin tekliği İnsanlık tarihi boyunca bu dünyadan çok sayıda elçi gelip geçmiş ve toplumlara, tek olan büyük yaratıcının mesajlarını iletmiştir. Ve bu mesaj demetlerine de “din” denmiştir. İşte bu noktada dünya genelinde yayılmış müthiş bir yanılgı vardır : “Yaratıcının birden fazla din gönderdiği” ama gerçek, bundan farklıdır. Herkes Musa’nın Yahudilik; İsa’nın Hristiyanlık; Muhammed’in de Müslümanlık adında farklı dinler getirdiğini sanır. Durum sadece bu saydığımız peygamberler için değil; diğerleri için de aynıdır… Burada sadece onların isimlerini saymış olmamızın sebebi, onların en popüler iç dinin temsilcileri olarak kabul edilmeleridir. Bu noktada hemen Al-i İmran suresinin 19. Ayetinde mealen geçen şu ifadeler akla gelir: “Muhakkak ki Allah nezdinde din, İslam’dır. Kendilerine kitap verilenler, aralarında fesat/haset yüzünden ihtilafa düştüler. “Deyin ki: ‘İman ettik Allah’a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve onun (Yakubun) torunlarına verilene, Musa’ya ve İsa’ya verilene ve diğer peygamberlere verilene. Bunlar arasından hiç kimseyi ayırmayız. Biz yalnız O’na teslim olanlarız.” Mealen aktardığımız bu ayetten açıkça anlaşılmaktadır ki “Hz. Muhammed bizim peygamberimizdir; Hz. İsa, Hristiyanların; Hz. Musa ise Yahudilerin” diyen bir kişi kendi inandığı kitapla çelişir ve bu sözleri yüzünden komik duruma düşler. Onların hiç biri kendilerinden önce gelen İbrahim’in tebliğ ettiği dinden başkasını tebliğ etmedi. Peki, Yahudilerin “ bizim büyük atamızdır” dedikleri Hz. İbrahim’in tebliğ ettiği din neydi? Bu sorunun cevabıda Kuran’da mevcuttur: “İbrahim ne bir Yahudi ne de bir Hristiyan’dı. Sadece hanif bir Müslüman’dı. O, Müşriklerden de değildi. Al-i İmran, 67 Mealen aktarılan bu ayet, kendisini Müslüman olarak tanımlayan ve İslam dininin
Zuhruf
33: Eğer insanlar, kâfirlere verdiğimiz nimetlere bakıp da onlara özenerek inkârda birleşen bir tek toplum hâline gelecek olmasalardı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerini gümüşten tavanlarla ve üzerinde yükselecekleri gümüş merdivenlerle donatırdık.
Şûra Suresi
13: Allah, din olarak Nûh’a emrettiğini, hem sana vahyettiğimizi, keza İbrâhim’e, Mûsâ’ya, İsa’ya emrettiğimizi sizin ferdî ve içtimâî hayatınız için de mutlaka uyulması gereken, değişmez ve değiştirilemez bir şeriat, bir hukuk düzeni kıldı. Onun da aslı şudur: “Dinî doğru anlayıp hükümlerini en güzel şekilde uygulayın ve bu hususta ayrılığa düşmeyin!” Ancak senin dâvet ettiğin esaslar, müşriklere çok ağır gelmektedir. Oysa Allah dilediği kullarını bu mükemmel dini hem yaşamak hem de tebliğ etmek için seçer ve kendisine gönülden yönelenleri doğru yola iletir. TEFSİR: Bütün peygamberlere emredilen din İslâm’dır. Çünkü Hak katında tek makbul din odur. Burada özellikle beş peygamberin ismi zikredilir. Bunlar; Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. İsa ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir. Nitekim Ahzab sûresi 7. âyette de diğer peygamberler isimleri tafsil edilmeksizin bir bütün halinde zikredilmişken bu beş peygamberin isimleri açıkça belirtilmiştir. Çünkü bunlar, Allah Teâlâ’nın müstakil şeriatler indirdiği “ulu’l-azm” peygamberlerdir. İnsanlık tarihinin mühim dönüm noktalarında vazife yapmışlar ve çok büyük bir mücadele vermişlerdir. Bu peygamberlere vahyedilen dinin, أَصُولُ الدّ۪ينِ (usûlu’d-dîn) dediğimiz temel esasları aynıdır. Tevhid, iman, ahlâk ve -ayrıntılarda farklılık olsa da- ibâdet esasları bu nevidendir. فُرُوعُ الدّ۪ينِ (furu‘u’d-dîn) dediğimiz muamelât esaslarına gelince, peygamberin gönderildiği zaman ve toplumun şartlarına göre bir kısım esaslar belirlenmiş; bir peygamberden diğer peygambere bir kısım değişiklikler olabilmiştir. Mesela Hz. Âdem zamanında, o dönemin taşıdığı hususi şartlar gereği bir erkeğin aynı batından olmamak şartıyla kendi kız kardeşi ile evlenmesi caizdi. Hz. Nûh zamanında bu uygulamaya son verilmiştir. Zulüm ve haksızlıkları
Fussilet 44 : Biz o Kur’an’ı yabancı bir dilde indirseydik, onlar elbette: “Onun âyetleri anlayacağımız bir dille iyice açıklanmalı değil miydi? Arap olmayana yabancı dilde bir kitap olur mu?” diyeceklerdi. De ki: “O, iman edenlere doğru yolu gösteren bir rehber ve eşsiz bir şifa kaynağıdır.” İnanmayanlara gelince onların kulaklarında bir ağırlık vardır; Kur’an kendilerine kapalı ve karanlık gelir. Onlara sanki çok uzak bir yerden sesleniliyor da söyleneni duymuyorlar!
Yağmur yağıyo biraz ıslanimde yaşadığımın farkına varim